Yeni liberalizmin alandaki uygulaması herkesin malumu olan Sağlıkta Dönüşüm Programıdır (SDP). SDP’nin uygulamaları ise aile hekimliği, Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimi (OSGB), özel sağlık sektöründe devlet destek ve teşviki ile aşırı büyüme, şehir hastaneleri, dışardan hizmet alımı / sağlıkta taşeronlaşma, sağlık çalışanlarına ek ödemelerin performansa dayalı yapılması olmuştur. Tüm bu uygulamalar, sonuç olarak kamusal sağlık hizmetlerinde gerilemeye yol açmıştır. Aile hekimlerinin iş yükü arttığı halde, aşılara erişim ve aşılama sıkıntılı hale gelmiş, ana-çocuk sağlığı, kadın üreme sağlığı ihmal edilmiş, doğum kontrol yöntemleri ve yaygınlığına kısıtlama gelmiştir.
Performansa dayalı ek ödemeler sağlık çalışanları arasında eşitsizliğe, kimi zaman gereksiz tıbbi girişim ve tetkiklere, haliyle malpraktisle sonuçlanan vakalarda sayısal artışa yol açmıştır. Dolayısıyla, bu durum hastalarda özel hastanelere karşı daha fazla olmak üzere güvensizlik doğurmuştur. Tam Gün Yasası adı altında “bıçak parası” nı kaldıracağız söylemiyle yapılan değişiklik; üniversite hocalarının zor ameliyatları üniversite hastanesinde “uzun sıralar var, ameliyatınıza giremeyebilirim” diyerek özel hastanelerin ameliyathanesini, yoğun bakım ünitesini kullanarak daha çok dışarda gerçekleştirilmesine sebebiyet vermiştir. Bu durum, hastaların imkanları ölçüsünde cepten yüksek sağlık harcaması yapması, uzmanlık öğrencisi asistan hekimlerin hocalarından alacağı eğitimin eksik kalmasıyla sonuçlanmaktadır.
Özellikle radyoloji, laboratuvar, fizik tedavi branşlarında sağlıkta taşeronlaşma anlamı taşıyan dışardan hizmet alımı yaygınlaştırılmıştır. Hastaneler, özellikle aşırı istem yapılan MRİ için Teletıp, PACS kullanılarak radyologların uzaktan raporlama yapmasıyla çözüm sağlamaktadır. Ancak değerlendirilen her bir MRİ için parça başı çok düşük ödeme yapıldığından hekimin emeği sömürülmekte, onlar da yeterli kazanç elde edebilmek amacıyla gün içinde çok fazla sayıda hastanın MRİ’ini okunmak zorunda kalmaktadır. Dolayısıyla, ortaya çıkan sonuçlar kimi zaman yanlış olmakta; teşhiş ve tedavide yanılgıyı beraberinde getirmektedir. Çoğu kez istem yapıp teşhis koyacak uzman doktor bu sonuçlara şüpheyle bakmakta, raporlayan radyoloğun hangi isim olduğuna bakmaktadır.
SDP, boyunca hastaların, hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının yakınmaları devam etmiştir. Hastalar ağrı, halsizlik vs yakınmalarıyla değil “182 MHRS’de muayene randevusu bulamıyoruz, kontrol için gittiğimizde aynı uzman doktor yerine asistan doktorla karşılaşıyoruz, görüntüleme randevusu 6 ay sonraya verildi, yatış için boş yatak yokmuş, fizik tedavi sırası 1 yıl sonra gelecekmiş, ameliyat için 9 ay beklememiz gerekiyormuş” şeklinde olmaktadır. Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hekimler “eğitim için, bilimsel çalışma yapmak için zaman ayrılmıyor, sürekli poliklinik yapmamız gerekiyor, 5 dakikada bir hasta bakmamız isteniyor, sistemdeki tıkanıklık nedeniyle hastalarla karşı karşıya geliyoruz, savunmasız bırakılıyoruz, sağlıkta şiddetle baş etmeye çalışıyoruz, eğitimimizin ve emeğimizin karşılığını alamıyoruz, ancak ek ödemeyle aylığımız yoksulluk sınırını geçiyor, ek ödeme değil tek ödemeyle emekliliğimiz dahil yaşam standardımız yükseltecek aylık istiyoruz” diyor. Özellikle Şehir Hastanelerinde hekimlik inisiyatifinin kullandırılmadığı, yetkin olmayan ve yaşça küçük uzmanların idari, eğitim sorumlusu yapıldığı, köklü eğitim araştırma hastanelerinden gelen ekiplerin etkisizleştirilip, dayanışma ruhunun yok edildiği söyleniyor.
Hem SGK bütçesinden hem de hane halkının sağlık giderleri kaleminden yüksek harcamalar yapılmasına rağmen sağlık verileri de iyilik halini sergilemiyor. Yıllık poliklinik sayıları, acil servise başvuruları, gerçekleşen görüntüleme sayılarına karşın kanser, obezite, metabolik sendromu gibi birçok hastalığın görülme sıklığı ve yaygınlığında Türkiye, Avrupa da ilk sıralara yerleşiyor. Elbette, bunda halkın güvenli gıdaya ulaşması, yeterli beslenme için standart gelir düzeyi, sağlıklı çevre ve konut, işyerlerinin güvenli, sağlığa uygun olması, demokratik iyi bir siyasi ortam gibi tüm faktörlerin etkisi var. OSGB’lerin işlevsizliği ve çalışma koşullarının kötülüğü, patronların kar hırsı, işçilerin sendikal örgütlülüğünde engel ve zafiyet gibi nedenler her ay en az 5 işçinin iş cinayetinde kaybına, daha fazla sayıda sakatlıkların ortaya çıkmasına, hatta son zamanlarda meslek lisesi öğrencilerinin staj adı altında iş güvenliğinin olmadığı iş yerlerinde yaralandığına, öldüğüne şahitlik ediyoruz.
Change.org sitesinde sık sık “Epilepsi hastaları ilaç bulamıyor”, “Kanser hastası babamın akıllı ilacı ödensin” türü imza kampanyaları görüyoruz. İlaç, tıbbi cihaz ve ortez-protezin SGK tarafından geri ödemesinde dövizde sabit kur rejimi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, ithalatçı firma malın birebir karşılığını TL olarak alamadığı, zarara uğradığı gerekçesiyle ilacı temin etmiyor, kimi zaman 500 kalemin üstüne çıkan çok sayıda hayati ilaçta “yokluk” görülüyor. İlaç hammaddesi üretilemediği, tıbbi cihaz ve ortez protez yapımında da malzemede dışa bağımlılık olduğundan bu konuda kalıcı çözümler ortaya konulamıyor. Yıllar içinde SGK’nın ortez-protez geri ödeme oranları fiyatların çok gerisinde kalmış, hastanın ödemesi gereken tıbbi malzeme katılım payı artmıştır.
Artık kanser, romatizmal gibi hastalıkların tedavisinde dev ilaç firmalarının finans kapitali ile yüksek teknolojiye sahip laboratuvarlarında hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi gibi moleküler biyolojik ajanlar üretilmekte, gelişmiş ülkelerde kullanımı yaygınlaşmaktadır. Bunlardan çok azı SGK’nın geri ödeme kapsamındadır. Bu tür biyolojik ajanların ülkemizde araştırılıp üretilmesi ise yüksek bilimsellik, kaynakların doğru kullanımı ile mümkün olacaktır. Sağlık Bakanlığı, 2014 yılından itibaren Geleneksel Tamamlayıcı Tıp (GETAT) adı altında Akupuntur, Ozon, Mezoterapi, Proloterapi, Sülük, Kupa uygulamalarını yaygınlaştırmıştır. Bu konuda Kamu ve Şehir Hastanelerine önemli ölçüde kaynak aktarımı yapılmış, kadro dağıtılmıştır. Belli ki bu konuda verilen kurs ve sertifikalarla, kullanılan ürünlerle büyük bir pazar yaratılmıştır. TTB’nin uzman hekim derneklerinin katılımı ile gerçekleştirdiği çalıştaylarda ortaya konulan görüşlerde belirtildiği gibi kanıta dayalı tıbba göre GETAT’ın tedavi edici etkilerinden bahsetmek mümkün değildir, bilimsel olduğu söylemez, popülizm gibi görünmekte halkın yanıltılması, fazladan para harcamasına neden olmaktadır.
Dijitalleşme ve yaygınlaşan sosyal medyanın, estetik amaçlı dolgu, botoks gibi tıbbi-tıbbi olmayan işlemler için reklam tanıtım zemini olarak kullanılması da ayrı bir sorundur. Bu tür estetik girişimler yapan hekimlerin sosyal medyada yaygın bir şekilde reklam tanıtım yapmaları Tıbbi Deontoloji Tüzüğü ile bağdaşmamaktadır. Sektör tarafından uyarılan estetik talepleri, bol kazanç elde etme isteği hekimleri de bu mecraya yöneltmektedir. Mezuniyet sonrası tıpta ihtisas seçimine etki eden malpraktis yasası, sağlıkta şiddet gerçeği, performans meselesi hekimlerin insan hayatı için daha önemli olan cerrahi ve dahili branşlardan uzaklaşmasına yol açmaktadır. Gelecekte bu branşlarda yetişmiş, deneyimli uzman hekim bulamamak potansiyel bir sorun olarak ortada durmaktadır. Sosyal medya üzerinden gerçekleşen bu tür reklam tanıtım ihlallerinin Sağlık Bakanlığı, İl Sağlık Müdürlükleri tarafından kontrol ve denetimi yetersiz kalmaktadır. Aynı zamanda uzmanlık dernekleri, tabip odalarının da müdahale etmesi gereken bir meseledir, ancak bu işe eleman, bütçe ayırılması da imkanlara bağlıdır.
Tüm bu sorunların işaret ettiği gerçeklik, kamusal hizmet yükümlüsü devletin sağlık alanında görevini yerine getirirken yetersiz kaldığıdır. Aslında bu devletin, özel sağlık sektörünü domine eden yerli yabancı tekellerin serbestleştirildiği, seçimini yeni liberalizmden yana kullandığı ama kamucu sağlık hizmetlerini yapmaktan çekildiğinin iktisadi ideolojik durumudur. Çözümü, ise genel bütçeden Sağlık Bakanlığı bütçe payının artırılması, koruyucu hizmetler için kaynağın çoğaltılması, Şehir Hastaneleri’ne ödenen hizmet alımı, kullanım bedelinin kesilip, bu kaynakların kamu hastanelerini kalkındırmak için kullanılması, hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının ücretlerini iyileştirilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi, hasta muayene sürelerinin uzatılması, SGK nın özel hastanelere ödemelerinin sınırlandırılması, devletin özel sağlık sektörüne teşviklerinin kısıtlanması, tıp eğitiminin bilimsel standardının sağlanması, fakülte hocalarının özlük haklarını iyileştirerek öğrencisinin eğitimini eksiksiz yerine getirmesini sağlamak, tıbbi araştırmaları teşvik etmek, ilaç, tıbbi cihaz üretimine yatırım yapmaktır diye formüle etmek mümkündür.
