Dr. Serpil Yandı Vargel
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Erginleşerek büyümek, ergen(adolesan) olmak, zor zanaattır. Bir ustanın kapsayıcı, kabullenici, değer veren ikliminde şekil alıp, tüm özgünlüğünde büyüyebilme hakkı vardır. Ergen tanındığı, görüldüğü, anlaşıldığı, yatıştırıldığı, korunup kollandığı çevrede serpilebilecektir. Bu bağlamda, sağlıklı çevrenin oluşturulmasında sosyopolitik ve toplumsal yükümlülük taşımaktayız. Bu politikaların oluşturulabilmesi için, sosyolojik ve psikolojik çalışmaların ışığında, toplum hekimliğine iş düşmektedir.
Çocuğun doğup büyüdüğü aile ortamı ve toplumun bir bireyi haline gelmeye başladığı okul ortamının yapılanmasını doğrudan etkileyen sosyolojik yapılardaki değişikliklerdir. Bu değişime hız kazandıran, 18. yy. ortalarında Büyük Britanya’da başlayarak, ekonomik ve sosyal yapıyı kökten değiştiren ‘Sanayi Devrimi’ olmuştur. İnsan gücünün yerini alan makinalar ile başlayan bu değişim süreci, günümüzde siber-fiziksel sistemler ile donatılmış, yapay zekanın hâkim olduğu çevre değişikliğine kadar gelmiştir. Sonuçta insanlık can cana iletişim ve etkileşimi kaybederek, can cama temasın soğukluğunda, kökten değişime uğrama tehdidi ile karşı karşıyadır.
Bu değişimden en erken etkilenenler, ergenlerdir.
Bu bağlamda, zihnimin birikimini ve deneyimlerini, ‘Adölesan’ dizisi (yapımcı Jack Thorne ve Stephen Graham, Netflix, 2025) üzerinden ilginize ve bilginize sunmak isterim.
Dizi trajedinin sıradan bir aile içinde nasıl yeşerdiğine tanıklık ettirir. Dizinin akışında, ergenlikteki ruhsal bozulma süreçleri, bireyselleşmeyi ön plana çıkarırken, iletişimsizliğin ne denli ciddi bir sorun haline gelerek, ergenlerin toplum genelinden giderek kopuşunu ve yalnızlığını görürüz. Onları yalnızlıktan çıkaracak sanal ortamlarda sanal var oluşlarıdır. Sanal ortamlarda yeşeren güç birliktelikleri giderek öngörülemez etki unsuru olmaya başlarlar. Durumun ciddiyeti görmezlikten gelinemeyecek kadar evrensel bir hal almıştır.
Filmin Akışından Ergenlerin ve Toplumun Trajedisi
Bilindik Toksisite ile Baş Etmeye Çalışırken Nesillere Yansıyan Hazımsızlıklar
Yeni yetişen nesiller, onları kendi ebeveynleriyle yaşadığı dayatmalı tutumlardan koruyalım derken, ihtiyaçları olan yetkin temasın gücünden ve desteğinden mahrum bırakmış olabileceğinin sonucu olarak dengelerini yitirmektedirler. Ergenler zihinlerine giren onlarca bilgi ile hazımsızlık içindedirler.
Film, dedektifin okula gitmek istemeyen oğlunun (Adam), mide yakınması ile açılır. Aynı anda dedektif de mide hazımsızlığı çekmektedir. Sigara bağımlılığından kurtulmak için midesini elma ile doldurmuştur.
Yönetmen bu analoji ile, ademoğlunun yaşadığı toksik maruziyetten kurtulmaya çalışırken, yine bir elma metaforu üzerinden hayatın tadının nasıl kaçtığına eşlik ettirir. Üstelik babanın hazımsızlığının gölgesi, evladının üzerine de düşer.
Filmin örgüsü, 13 yaşındaki Jamie Miller’in aynı yaştaki kız öğrenci olan Kate Leonard’ı bıçaklayarak öldürme suçundan tutuklanması üzerine kurguludur. Dört bölümlük dizi boyunca, Jamie’yi, ailesini, arkadaşlarını, okul ortamını, öğretmenlerini tanımaya başlarız. Cinayetin çözümlenme sürecinde, suç aleti bıçak dizi boyunca aranır. Bulunamaz.
Yönetmen, bıçağı düşündürecek görüntüyü, Jamie’nin elinin iz düşümüne denk gelecek şekilde, perdeye ustalıkla yansıtır. Bıçak şeklindeki görüntü, Jamie’nin kozmos temalı duvar kağıdındaki yırtıkta belirir. Bu görüntü şunu düşündürür:
Ergenin özgün, özgür, özerk, güvenli büyümesini sağlayacak sağlıklı mikro-kozmosu bir kez delindi mi, varoluşu şiddet eylemine kalır.

Kendilik (Self) Yapılanması
Bireyin kendiliği, anne karnından itibaren büyüdüğü çevre etkisi ile şekil alarak yapılanır. Kendiliğin sağlamlılığı, güvenli, şefkatli, eşduyumlu ortamla buluşup, görülüp, aynalanıp onaylanmasına bağlıdır. Yaşamın her bir döneminin kendine özgü gerçekliği ve beklenen örüntüsü ile bu dinamik doku, tekrar tekrar yapılanmaya açıktır.
Ergenlik dönemi, bedenen, ruhen ve sosyal açıdan değişimin en hızlı olduğu, dolayısı ile kaos ve karmaşa içerisinde, kendi özgün yapısının oturmasının zaman aldığı insan ömrünün en kritik dönemlerindendir. Bu dönemin esas örüntüsü, bireyselleşme, ayrışma ile kendi özgünlüğünün ve özerkliğinin gücünde kendi olabilmesidir.
Jamie’nin Kendiliği Oluşurken Nasıl Bir Çevre ile Kucaklanmıştır?
Jamie’nin ailesi, görünüşte, ilgili, çocuklarının sınırına saygılı bir ailedir. Dizinin akışında ebeveynlerin kendi hayatlarında iyi olma çabası içinde oldukları, özellikle annenin duygusunu ortaya koymada daha temkinli olduğu, babanın nazik olma konusunda kendini olmadığı gibi göstermeye çalışırken öfke patlamaları sergilediğini öğreniriz. Onların da anne ve babalarıyla ilişkileri sıcak değildir. Aile içinde öğrenilmiş olan bir tutum dili vardır. Cinayetle suçlanan Jamie’nin, korkudan altına işemesine karşın, annesi karakolda, kızının ve kendinin yere düşürülmüş, evinin dağıtılmış olmasına karşı hak arayışı içerisindedir. Oğlunun iğneden korkuyor olduğuna dair bilgisi vardır lakin duygusuna teması yoktur. Eşduyum, ilginin ötesinde ötekinin ruh halinin içine girip, ne yaşamış olabileceğini tahayyül etmektir. Jamie’nin görülme ve beğenilme arzusu, annesi tarafından ne denli anlaşıldı bilemiyoruz. Babanın Jamie’yi daha yakın olduğu, Jamie’nin göz altına alındığı dönemde yanında olabilmesi için babasını seçmesinden anlıyoruz. Bununla birlikte, babası tarafından kendi özgünlüğünde görülememe, kabullenilememeye dair bilgiler şu ayrıntılar ile gelmektedir. “Tabii ki sen bir şey yapmadın. Sen benim oğlumsun” demesi; ya da futbolda istediği kadar Jamie’yi başarılı göremediğinde başını çeviriyor olması, Jamie’nin babası tarafından kabul görmekteki zorluğunu anlatır.
Kendilikteki Dikey Yarık (Heinz Kohut, tarafından tanımlanan psikanalitik kavram)
Kendini bütün ve canlı hissetmekte zorlanan birey, kabul görülmeyeceğini düşündüğü yönünü kendiliğinin bir yarısına atar. Diğer yanı ile çevresi ile ilişki kurar. Böylece beğenilen, onaylanan biri olarak kendini var hissetmenin yolu bulmuştur. Bu dikey yarık, onarılamadığı sürece özün sözün bir olması, gerçeğin bütünlüğünde kalınabilmesi olanaklı değildir. Jamie’nin arkadaşını öldürdüğü gerçeğinden duygusal anlamda ne denli uzak olduğunu görürüz. ‘Ben bir şey yapmadım.’ diyen yarısı ile var olmaktadır.
Babasının onu görmek istediği, kabul göreceğini düşündüğü yanı ile var olur. Başarılı bir öğrencidir. En ilgisini çeken ders, tarihtir ve sanayi devrimi ile ilgilenir. Buluşların gücüne öykündüğünü duyarız. Odasındaki bilgisayar, mikro-kozmosunun sınırlarını delerek, ona sınırsız güç bilgileri sunmaktadır. Bu bilgiler, tıpkı dedektifin nikotinden kaçmak isterken midesini doldurduğu elmaların yaratığı hazımsızlık gibi, Jamie’nin tahakkümcü bir aile ortamı yerine, ona alan tanıyan odasında bir başına bırakıldığında zihnine dolan bilgiler gibi zihninde asit üretmiştir.
Dil öncesi beden dili ile başlayan iletişim, ortak dilde buluşarak gelişir. Ötekinin dilini anlamamak, kişileri de birbirinden uzaklaştırır. Ebeveynler ile yeniyetmeler arasındaki dil kaybı, iletişim ve etkileşimde de uçurumlar yaratabilir.
Filmde, dedektifin aynı okulda okuyan aynı yaştaki oğlu, babasının bu incelemeyi yaparken, ergenler arasındaki dili bilmediği durumda komik hale düştüğünün yüzleştirmesini yapar.
‘Başı Kesik tavuk gibisin. Neler olup bittiğini anlamıyorsun.’
Bu ayrıntı ile film bizlere de gençlerin internet dünyasındaki dillerini anlamaktan ne denli uzak olduğumuzu göstermektedir.
Duyulmamış, Kabul Görmemiş, Dışlanmış, Zorbalanmışların Örgütlenmesi ve Şiddete Varan Dışa Vurumları
Dedektif, gençler arasında kabul bulan, ‘reddedilmişliklerine bağlı cinsel yaşamı olmayan gençlerin örgütlenmesi ve bu duruma özgü emoji dilinin olduğunu öğrenir.
Dizinin akışından okul öğrencileri arasında zorbalığın ne kadar yaygın olduğunu görürüz. Gerek öğrenciler arasında gerekse öğretmen öğrenci arasında içten, yakın, samimi bir ilişki yoktur. Birbirlerinin samimiyetlerinden hep şüpheye düşmekte oldukları yansır. İletişimin bu denli zayıfladığı ortamlarda, sanal ortam teması daha artmıştır. Jamie’nin de kendi odasına kapandığını, görünürde sessiz, çalışkan bir öğrenci iken, nasıl katil olduğunun profili perdeye yansır.
Okul içi duvarlarda, her dilde ‘merhaba, hoş geldin, her biriniz gök kuşağının bir rengisiniz…’ gibi, özgünlüğün ve bireysel hakların tanındığına dair yazılar asılı olmakla birlikte gerçekte herkesin hiç kimsenin umurunda olmadığı, özenli ve samimi ilişkiden uzak oldukları görülür.
İletişimsizliğin, göstermelik samimiyetin, kendine odaklı yaşamın, özü-sözü-bir olamayışının, sadece aile içinde değil, toplum genelinde de olduğunun resmi ortaya çıkar.
Sonuç
Jamie bir yılı ıslahevinde geçirmiştir. Babasının doğum gününü kutlamaya hazırlanan ailesine yeni aldığı kararı açıklar. Jamie, suçu kabul etmiştir. Bu Jamie’nin kendiliğindeki dikey yarığın onarıldığına, gerçekle kalabilme noktasına geldiğine dair umut verici bir gelişmedir.
Bir yıl aradan sonra anne babanın ilk defa kafa kafaya verip, Jamie ile ilişkilerini sorguladıkları samimi bir sahne yansır. Jamie’nin odasına girerek, acıda ortaklaşırlar.
Sonuç olarak, ergenin sağlıklı büyüyebilmesi için, özü-sözü-bir, halinden anlayan, şefkatli bir ortamda kalması kadar, onu sınırlayan, koruyan, kollayan yetkinin güvencesindeki iklimde kalmasına ihtiyaç vardır.
Siber ortam değişikliklerini hazmedebilecek kadar güçlenmiş sağlıklı nesiller dileklerim ile…
