/ Haberler / Yeni bir suç, suçlu ve infaz süreci yaşanıyor

Yeni bir suç, suçlu ve infaz süreci yaşanıyor

TTB tarafından düzenlenen “Cezaevi, Açlık Grevi-İzolasyon ve Hekimlik Sempozyumu”nda, bugün Türkiye’nin mahpus sayısındaki yüzde 370’lik artış oranıyla dünyada 8, Avrupa’da ise 1. ülke durumunda olduğuna dikkat çekilerek, 13 yılda ortaya çıkan bu artışın yeni bir suç, suçlu ve infaz sürecinin göstergelerinden biri olduğu kaydedildi.

Tıp Dünyası – ANKARA

Türk Tabipleri Birliği’nce (TTB) düzenlenen “Cezaevi, Açlık Grevi-İzolasyon Sempozyumu”, 5 Mayıs 2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın açılış konuşmasını yaptığı ve iki oturum olarak düzenlenen sempozyumda, birinci oturumda “Hukuki, Felsefi, Etik Boyutlarıyla Cezaevi Gerçeği”, ikinci oturumda ise “Açlık Grevleri-İzolasyon ve Hekimlik Tutumu” ele alındı.

Açış konuşmasını TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman’ın yaptığı sempozyumun birinci oturumuna, Prof. Dr. Ferda Keskin, Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu, Berivan Korkut konuşmacı olarak katılırken, ikinci oturumda Dr. Zeki Gül, Doç. Dr. Altan Eşsizoğlu ve Dr. İncilay Erdoğan sunumlar yaptılar. Suç, cezalandırma, cezaevlerinde mahpusların durumu, izolasyon, izolasyonun sağlığa etkileri, mahpusların yaşadıkları izolasyon ve açlık grevlerinin çok yönlü olarak ele alındığı sempozyumun sonuçları raporlaştırılarak kamuoyu ile paylaşıldı. Raporda öne çıkan tespitler şöyle:

  • Günümüzde hapishaneler adeta suç ve suçlu üreten bir mekanizmaya dönüşmüştür. Masum olarak hapishaneye giren bir kişi suça eğilimli kişi olarak ceza evinden çıkar.
  • Toplum açısından iktisadi de olmayan hapishanelerin artan inşası ve hapsetme burjuvazi ve siyasal iktidar açısından asıl olarak topluma uygulanacak disiplin mekanizmalarını geliştirmek üzere kullanılmaktadır. Hapishane ile bedene ruha ve yaşama müdahale edilir. Burada elde edilen sonuçlar topluma uygulanır. Cezaevlerinde uygulanan hukuk ihlalleri, ayrımcılık örnekleri bir süre sonra toplumda da bazı kesimlere sonra tüm topluma uygulanmaya başlar.
  • Türkiye’de suç sayısı artmamasına rağmen mahpus sayısı artmıştır. Bunun temel nedeni ceza infazının bir parçası haline getirilen “disiplin cezaları” aracılığıyla mahpusların dışarı çıkamamasıdır.
  • Türkiye de 13 yılda mahpus sayısı 50 binlerden 260 binlere çıkarak çok artmıştır. Türkiye, en yüksek mahpus nüfusuna sahip dünyada 8, Avrupa’da 2. ülke durumundadır. Türkiye mahpus sayısındaki % 370 artış oranıyla dünyada 8, Avrupa’da 1. ülkedir. 13 yılda ortaya çıkan bu artış yeni bir suç, suçlu ve infaz süreci göstergelerindendir.
  • Şehirlerde ve ilçelerde bulunan cezaevlerinin sayısı 1968’de 658 iken azalmış, 2018’de 385’e düşmüştür. Mahpus sayısı artarken hapishane sayısındaki azalma mahpusların büyük bir kısmının 20 yılda yapılan ve sayıları 18 olan kampüs tipi cezaevlerinde kaldığını göstermektedir. Bu cezaevlerinin özelliği seçilen coğrafi mekândan başlamak üzere mahpusların izolasyonunu sağlamaya yöneliktir.
  • Bütün hapishanelerin kapasitesi 220.000’dir. Ancak 258.000 mahpus vardır ve mevcut kapasiteyi aşan 38 bin mahpus bulunmaktadır. Hapishanelerin alan hesaplaması yapılmadan ranza sayısı artırılarak kapasite artırımına gidilmiştir ancak yine devam eden kapasite fazlalığı sorunu yatakların birleştirilmesiyle üç kişilik hale getirilmesi; yer yatakları ve dönüşümlü uyuma gibi yöntemlerle “çözülmeye” çalışılmıştır.
  • Hekimler; 2014 te kabul edilen Güney Afrika Durban Deklarasyonu ile tek başına tutulmanın (tecritin) yarattığı ruhsal sorunlar nedeniyle başvurulmaması gereken bir yöntem olduğunu, tek başına tutmanın ancak diğer mahpusların yaşamını korumak üzere geçici olarak yapılacak en son başvurulması gereken bir yöntem olduğunu kesin biçimde tanımlamışlardır. Hekimlerin hücre cezası verilen komisyonda olmaları ya da böyle bir izin vermelerini etik ihlal olarak kabul etmiştir ve idari yetkililerin hekimleri böyle bir görevi yapmaya zorlayamayacakları kesin olarak ifade edilmiştir.
  • Açlık grevi yapanların amacı ölmek değil bir durumu protesto etmek, düzeltmek ya da değişmesini sağlamakla ilgilidir. Bu nedenle hekimler kişinin kendi rızasıyla yaptığı ama bedensel etkileri nedeniyle sağlığı bozan ve ölüme yol açması nedeniyle açlık grevi yapanlarla ilgilenmek süreci izlemek zorundadırlar. Hekim birlikleri ve Dünya Tabipler Birliği de de hekimlerin açlık grevi ve açlık grevi yapanlara karşı tutumunun hekimlik etik ve değerlerine uygun olarak nasıl olması gerektiği ile hep ilgilenmiştir, yeniden değerlenmiştir.

Raporun tamamına http://www.ttb.org.tr/535yhr4 bağlantısından ulaşılabilir.

 

0 YORUM YAZ

Mesajınızı giriniz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.