Fulya Tüşümel
Onu, ilk kez, 1996 yılında Adana Şakirpaşa Havaalanında karşıladığım Füsun Abla’nın yanında görmüştüm. Ben beş yıllık taze bir hekim, Füsun Ablam ise Türk Tabipler Birliği başkanıydı. Hayranıydım. Zarafetle, yumuşacık konuşan ve fakat ağır mesajlar verebilen, TTB saflarında sağlık için mücadeleye katılan, her fırsatta bizden nasıl çok şey öğrendiğini dile getiren Dr. Füsun Sayek.
Veee yanında değerli eşi İskender Sayek.
İskender Abi’yi Füsun Ablasız anlatmak benim için tahayyül edilemez.
Sunduğum minik buketi alıp, açtığım “Hoş geldiniz” pankartını okuyunca nasıl da kahkaha atmıştı Füsun Abla.
“Ay İskender, bak görüyor musun, hep sana ilgi gösterecek değiller ya, burada da ben meşhurum, havam var” demişti.
Ay gözüm!
Gülüşmüştük.
İskender Hoca’nın kim olduğunu bilmeyen bir cahildim o vakitler. Ne hocaların hocası olduğundan ne tuğla kalınlığındaki “Temel Cerrahi” kitabından, ne Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığından haberdardım. Ne kadar saygın ve iyi bir hekim, mütevazi ve iyi bir insan olduğunu bilmiyordum.
Günümüzde ise benim için İskender Abim, Arsuz’un temel direği, Arsuzluların has hemşerisi, kızlarının babası, torunlarının dedesi, biz hekimlerin ağabeyi, tıp eğitimi, Arsuz’daki F. Sayek Sağlık ve Kültür Günleri gibi güzel işlerin mimarıdır. Arsuz’daki kadınları, köy köy dereden tepeye, dağdan ovaya mamografi ile taradıklarını biliyor muydunuz?
Gelelim ablama.
Kadın koskoca TTB başkanı yahu, çiçeklerle pankartlarla şımartmayalım mı? Genç bir kadın hekim olarak idolüm üstelik!
Daha sonraki zamanlarda İskender Abi’yi pek görmedim.
Adana Tabip Odası Delegesi olduğum 96-98 yılları arasında sık sık Ankara’ya ve diğer illere toplantılara gidiyor, o yılların TTB aktivistlerini görüyordum. Güzel insanlar… İsim isim saymak isterdim ama unuttuklarım olursa çok mahcup olurum.
Derken yıl oldu 2006, hüzünlü bir Ankara sonbaharında Füsun Ablam için düzenlenen törene gittim. Sonra da Arsuz’a. Kocasının memleketi, Füsun Abla’mın da aşık olduğu Arsuz’da toprağa verdik onu.
İskender Abi’yi, Selin’i, Aylin’i, torun Can’ı gördüm, konuştum. Şimdi İskender Abi’nin yaşadığı evi gördüm, duvardaki fotoğrafları ilk o zaman merak ettim.
Sonraları her yıl Ağustos ayında düzenlenen Füsun Sayek Sağlık ve Kültür etkinliklerinin ilkine gittim.
Ve müze olarak düzenlenen köy içindeki tarihi ve güzel evi gezdim gördüm. İç avlulu, küçük bir havuzlu, turunç ağaçlı iç bahçe… Havuz başında tulumba vardı hatırladığım kadarıyla.
Kültürü tanımaya, ortak yanlarımızı bulmaya başladım.
Anneannemin Tarsus’taki evi gibiydi biraz.
İskender Abi, kızları, dostlarının, Arsuzluların emekleriyle düzenlenen harika sergiler, paneller, konserler, atölyeler…
Hele Ahmet Kanneci konserlerini hiç kaçırmazdım.
İlk yıllarda düzenli katılsam da daha sonraki yıllarda bazı nedenlerle Ağustos’ta Arsuz’u aksattım.
Arsuz’u çok sevdim. Benim için Arsuz demek her gittiğimde İskender Abi’yi evinde ziyaret etmek, elinden bir kahve içmek, azcık sohbet etmek demek.
Yine aynı şekilde benim için Arsuz demek, kız kardeşim Vuslat demek, DDY kampı demek, arkadaşlarım Ayfer ve Mazhar Ünsal çifti demek, her gittiğimde balıkhanede Balıkçı Corc Abi’yi görmek, işyerinde saatlerce oturup dereyi seyretmek, yine yeniden acı bir kakuleli kahvesini içmek, kızı Roza’ya uğramak demek. Sanki kendi hac yolumda bana farz olan ziyaretlerim gibi, Arsuz’a gittiğimde bu muhteremleri görmezsem, uğramazsam olmaz.
Biraz da hayatlarına zorla girdim diyebiliriz. Seviyorum, napiim? İskender ve Corc’u ziyaret etmek, bayramda büyüklerimi ziyaret etmek gibi, babamı görmek gibi. Onlara öyle aşırı anlamlar yüklüyorum ki kendi kendime, iyi ki haberleri yok.
Geçen hafta doğum günümde uzun bir aradan sonra yine Arsuz’daydım.

Geleneksel ev ziyaretimde İskender Abi’ye salondaki ahşap oymaları, fotoğrafları, ailesini hem anlattırdım hem de fotoğraf çektim. Sordum da sordum. Dinledikçe merakım derinleşti. Baktım kerhen değil hevesle anlatıyor, “Aaa dedim kendi kendime, İskender Abi’yi aile tarihine ilgimle bi’ parçacık mutlu edebildim.”
Çok kısa zaman içinde cep telefonuyla çekilen kareler. Hem de ne klişe pozlar, yok aynadan yansıması, yok uzaklara baktırmalar, ufuğa daldırmalar. Beşinci sınıf fotoğraf sanatçısı bendeniz. Klişe kompozisyonlu eserlerimi sizlerle de paylaşmak istedim. Sanat olmasa da Arsuz tarihine not düşmek olsun diyelim.
İskender Abimi anlatan bu yazıda defalarca Füsun Ablamın isminin geçmesine ne demeli?
Dostlukla
Eylül 2026, Arsuz

