Tıbbın Karanlık Tarafı 2: Bir Nazogenital Öykü-İlk Kadın Psikanalist Emma Eckstein’in Istırabı ve Freud’un Büyük Yanılgısı

Makale

Dr. Ali İhsan Ökten
Hekim-Yazar

 Emma Eckstein’nın Rahatsızlığı

1895 yılının Şubat ayının sonlarına doğru Viyana’da, 30 yaşlarında bir kadın olan Emma Eckstein (1865-1924), bir ameliyat geçirmek üzeredir. Son zamanlarda mide rahatsızlıkları ve âdet dönemlerinde üzüntü ve hafif depresyon şikayetleri vardır. Emma Eckstein, bu şikayetlerle ilgili olarak aynı zamanda yakın aile dostları olan o dönemin ünlü doktoru Freud’un yanına gitmiştir. Freud, Eckstein’a kişilik bozukluğu (histeri) teşhisi koyar ve aşırı derecede mastürbasyon yaptığını düşünür. O dönemde mastürbasyon ruh sağlığı için tehlikeli kabul edilen bir görüştür. Sigmund Freud’un hem meslektaşı hem ilk analitik hastalarından biri olan Emma Eckstein’in bu rahatsızlığı tedavisi yaklaşık 3 yıl sürecek olan en uzun süreli bir durumdur (1). Regl dönemi mide ağrıları ve depresyon nedeniyle Freud’a başvuran Eckstein’ın tedavisi için Freud ona psikanaliz uygular ancak başarılı olamaz. Bu nedenle Kulak Burun Boğaz Uzmanı olan arkadaşı Wilhelm Fliess’a başvurur. Çünkü Freud o dönem iş arkadaşı olan cerrah Wilhelm Fliess’in görüşlerine büyük önem vermektedir (2).

Emma Eckstein’ın Ameliyatı

Freud’un, Fliess’in 1902 tarihli “Über den ursächlichen Zusammenhang von Nase und Geschlechtsorgan” (Burun ve Cinsel Organ Arasındaki Nedensel Bağlantı Üzerine) adlı kitabının kopyasında şu pasaj işaretlenmiştir: “Normalde mastürbasyon yapan kızlar dismenore (ağrılı âdet) çekerler. Bu gibi durumlarda, burun tedavisi ancak bu sapkınlıktan gerçekten vazgeçtiklerinde başarılı olur.” Freud, kendi yayınlarından da bildiğimiz gibi, o dönemde yaygın olan mastürbasyonun tehlikeleri hakkındaki inançtan çok endişelidir ve bu konuda Fliess ile aynı görüştedir. Her ikisi de cinsel sorunların ve özellikle mastürbasyonun nevrotik hastalıkların nedeninde önemli bir rol oynadığına inanır. Freud, Fliess’e Emma Eckstein’ın sorunlarının âdetle ilgili olduğunu ve mastürbasyon yaptığını söylediğinde, Fliess’in onu iyileştirmenin tek umudu olarak burun ameliyatı ve ardından mastürbasyonun tekrarını önlemek için psikolojik tedavi önerir (3).

Emma Eckstein (1865-1924)

Sonunda Fliess, Emma Eckstein’i Viyana’da ameliyat eder. Ancak işler Fliness ve Freud’un beklediği gibi gitmez ve işlem korkunç bir şekilde başarısız olur. Giderek artan şekilde burun ağrısı, kötü kokulu iltihap ve bol miktarda, tekrarlayıcı burun kanamalarıyla karşılaşılır. Fliess, Eckstein’ın burun boşluğunda bir gazlı bezi tampon maksadıyla bırakmıştır. Literatürde burundaki tamponu Fliess’in unuttuğu ve bunun bir malpraktis olduğunu da yazar. Daha sonradan Eckstein’ın burun boşluğundan yarım metre uzunluğunda gazlı bez tamponun çıkarıldığı zaman burnun şeklini kaybettiği de görülür. Bu durum Emma’nın burnunda ve yüzünde kalıcı şekil bozukluğuna da neden olacaktır (1,2,3,4,5,6, 7,8). Fliess’in yanlışının bir miktar farkında olmasına rağmen Freud başlarda bu konuda herhangi bir yorumda bulunmaz. Sonradan olayın ayrıntıları ile birlikte Fliess’e şu mektubu yazar: Size şişliğin ve kanamaların durmadığını, aniden kötü bir koku oluştuğunu ve sulamada bir engel olduğunu yazmıştım. (Yoksa bu sonuncusu sizin için yeni mi?) Gersuny’nin çağrılmasını ayarladım; akıntı yeniden sağlandıktan sonra işlerin yoluna gireceğini umarak bir drenaj tüpü taktı; ama bunun dışında oldukça mesafeli davrandı. İki gün sonra sabah uyandığımda, yine yoğun kanama, ağrı vb. başlamıştı. Gersuny telefonda akşama kadar müsait olmadığını söyledi; bu yüzden Rosanes’ten benimle görüşmesini rica ettim. Öğlen geldi. Hâlâ burun ve ağızdan orta derecede kanama vardı; kötü koku çok kötüydü. Rosanes, açıklığın etrafındaki alanı temizledi, yapışkan kan pıhtılarını çıkardı ve aniden bir ipliğe benzer bir şeyi çekmeye başladı, çekmeye devam etti. İkimiz de düşünmeye vakit bulamadan, boşluktan en az yarım metre gazlı bez çıkarılmıştı. Bir sonraki an, bir kan seli geldi. Hasta bembeyaz oldu, gözleri fırladı ve nabzı yoktu. Ancak hemen ardından, boşluğu tekrar taze iyodoform gazlı bezle doldurdu ve kanama durdu. Yaklaşık yarım dakika sürdü, ancak bu, o zamana kadar düz yatırdığımız zavallı yaratığı tanınmaz hale getirmek için yeterliydi. Bu arada -yani sonrasında- başka bir şey oldu. Yabancı cisim çıktığı ve her şey bana netleştiği anda -ve hemen ardından hastanın görüntüsüyle karşı karşıya kaldığımda- midem bulandı. Sargı bezi yerleştirildikten sonra, yan odaya kaçtım, bir şişe su içtim ve kendimi perişan hissettim. Cesur Doktor Hanım bana küçük bir kadeh konyak getirdi ve kendime geldim. (9).

Freud başlangıçta bu hasarı ameliyata bağlar, ancak sonrasında Fliess’in işlemine olan güvenini belirtir ve Eckstein’ın ameliyat sonrası kanamalarının da başkalarının sevgisine duyduğu histerik özleme bağlı olduğunu söyler. Buna da “dilek kanamaları” adını verir (5,10,11,12). Bu skandal olay, Freud’un psikanalitik teorilerini geliştirirken insan psikolojisi ve travma üzerine düşüncelerini kökten etkiler. Freud daha sonra bu durumu kendi nevrotik süreçlerini ve hatalarını gözden geçirmek için bir araç olarak kullanır. Bu olaydan sonra “Histeri Terapisi”ni yazar. Freud’un yakın arkadaşlarından Dr. Max Schur, yazdığı makalesinde konuya atıfta bulunan değerlendirmeler yapar (9,12).

Nazogenital Refleks Teorisi

19. yüzyıl sonlarında, burun ve cinsel organlar arasında güçlü bir fizyolojik bağlantı olduğu fikri olan nazogental refleksine olan ilgi artar. Nazogenital kavramın, sadece üreme sisteminde değil, genel olarak her türlü sorunu açıklayacağı varsayılır. Freud’un “biyolojinin Kepler‘i” olarak adlandırdığı Fliess de cinsel sorunların nazogenital bir bağlantısına ilişkin sözde bilimsel kabul edilen teoriler geliştirmiştir. İkisi de Eckstein’ın âdet dönemine bağlı mide sorunlarının, vücudun tamamen farklı bir bölümünde yapılacak basit bir ameliyatla çözüleceği konusunda hemfikirdir (2,3).

Fliess, burun mukozasına topikal kokain uygulayan ilk doktorlardan biriydi ve hastalarının genel sağlık durumlarında sıklıkla iyileşme olduğunu görmekten memnuniyet duyuyordu. Bu temelde, burnun daha önce hiç fark edilmeyen çok daha önemli bir organ olduğu ve kalp, solunum, sindirim ve ürogenital sistemle birlikte zihinsel sağlıkla yakından bağlantılı olduğu fikrini geliştirmişti. Fliees’in bu konuda yazdığı ilk kitap 1893 yılında Neue Beiträge zur Klinik und Therapie der nasalen Reflexneurose (Burun Refleks Nevrozunun Teorisi ve Terapisine Yeni Katkılar) adıyla yayınlanır. Daha sonra en önemli eseri olan Die Beziehungen zwischen Nase und weiblichen Geschlechtsorganen (Burun ve Kadın Cinsel Organları Arasındaki Bağlantılar) 1897’de yayımlanır. Bu kitabında 131 adet “gerçek nevroz” vakası bildirilmiş olup, her vakada tedavi hafif, yani cerrahi olmayan yöntemlerle gerçekleştirilmiştir: Burna kokain verilmesi, koterizasyon veya galvanik akımla ısıtılan bir telle koterizasyon olarak adlandırdığı tedavi. Kitapta Fliess’in Emma Eckstein vakasında yaptığı gibi büyük bir ameliyat gerçekleştirdiğine dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır (3,8,13).

Günümüzde böyle bir teori anlamsız gelse bile nazogenital bölgeyle ilgili hipotezin bir kısmı, bilimdeki çağdaş eğilimlerle açıklanabilir. Hipotez, 1850-1900 yılları arasında baskın tıp modellerinden biri olan “refleks teori”nin hüküm sürdüğü dönemde ortaya atılmıştır. Bu görüşe göre, sinir yolları vücut organlarının çalışmasından sorumludur; bu da omurilik sayesinde olmaktadır. O dönemler için omurilik yoluyla çeşitli refleks arklarını ortaya çıkaran deneysel çalışmalar heyecan vericidir. Klasik olarak diz kapağı (patellar) refleksi 1875 yılında tanımlanmıştır. Refleks arkları sadece kasları değil, iç organları ve diğer organları bilinmeyen bir mekanizma ile kontrol etmektedir. Tıp biliminde birdenbire somut bir fizyolojik mekanizma olan refleks hareketi ortaya atılmıştır. Bu refleks teorisi, uzak organların birbirlerini etkileyebileceği anlamına gelmektedir. Bazı teorisyenler üreme sistemi ile beyin arasında, bazıları ise mide ile beyin arasında karşılıklı etkileşim kurmaya çalışmıştır. Fliess ise bu refleks mekanizmalarından etkilenerek “Nazogenital Refleks” fikrini ortaya atmıştır (2).

20. yüzyılın tıbbi bilgilerine göre burun, bir tür klinik kısayol, vücudun bir haritası görevi görüyordu. Hafif hastalıklar için tedavi, burun mukozasının sorunlu bölgelerinin kokainle uyarılmasını içeriyordu. Durum biraz daha ciddi ise, burundaki ilgili “genital noktaların” asit veya elektrikle yakılması veya daha inatçı vakalarda, alt burun konka kemiğinin cerrahi olarak kesilip çıkarılması gerekebilirdi. O dönem işlevi bilinmeyen konkalar ise havayı ısıtmak, nemlendirmek ve filtrelemek için hayati öneme sahipti. Fliess, lokal anestezi altında (özellikle kokain) burun içini koterize ederek “burun kaynaklı refleks nevrozunu tedavi ettiğini iddia eder. Fliess, daha sonradan koterizasyon yerine cerrahinin daha kalıcı sonuçlar vereceğini varsayarak Freud’un hastaları da dahil olmak üzere, aynı düşünceyle tanı konulan hastaların burunlarını ameliyat etmeye başlar (4). Muhtemelen bu düşüncesini ilk olarak Emma Eckstein’da uygular.

Günümüzde çoğu insan, nazogenital refleksi, Kulak-Burun -Boğaz Uzmanı Wilhelm Fliess’in tuhaf bir icadı olarak görür. Oysa ki ünlü ve tavizsiz bilim yazarı Martin Gardner onu “Alman çılgınlığının devlerinden biri” olarak adlandırmıştır (14).

İlk Kadın Psikanalist Eckstein’ın Çeşitli Teorileri

Emma Eckstein, aynı zamanda psikanaliz tarihinin ilk kadın analistlerinden biridir (1). Analist olarak, daha çok cinsel ve sosyal hijyen alanlarında çalışırken, aynı zamanda kendi tarifiyle “asalak gibi kişiye musallat olan hayal kurma eyleminin” genç kızların hayatını nasıl etkilediğini de araştırır (15). Eckstein, bunların haricinde Freud’a histerik semptomoloji kavramı teorisini oluşturacak bilgiler üzerinde analizler sağlamıştır. Eckstein’ın bu analizleri “Dilek Teorisi” ve “Transferensiyal Teorisi”nin yapılanma çalışmalarına katkıda bulunur (1). Özellikle, Freud’un ertelenmiş eylem teorisinde kullandığı örnek; Emma Eckstein’ın “mağazalardaki davranış şekliyle” tanımlanır. Eckstein’ın içinde bulunduğu bu durum Freud’a göre şöyle tanımlanmıştır; “Bu vakada histeride tipik baskılamayı görüyoruz. Her zaman bir anının bastırıldığını ve ertelenmiş eylem yoluyla kişide bu anıların bir travmaya dönüştüğünü görüyoruz”.

Freud’un Baştan Çıkarma Teorisi ve Emma Eckstein

Eckstein, ayrıca Freud’un “Baştan Çıkarma Teorisi”yle de ilişkilidir. 1897’de Freud, analitik bulgularını Fliess’e anlatırken “tüm nevrozların temelinde bir yetişkinin, genellikle bir babanın çocuğa cinsel istismarının sonuçlarından kaynaklandığı” iddiasında bulunur (5). Freud’dan önce baştan çıkarma öykülerini duyan psikiyatristler, hastalarını histerik yalancılar olmakla suçlamış ve anılarını fantezi olarak reddetmişlerken, Freud, hastalarının doğruyu söylediğine inanan ilk psikiyatristtir. Aslında bu teori psikanalizmin doğuşuna temel hazırlayan bir teoridir. Freud bu teorisinden bir dönem vazgeçer gibi görünse de Emma Eckstein’a terapi yaptığı sırada bu teorisine geri döndüğü belirtilir (3).

Freud’un “Bir Psikolojinin Yayınlanmamış Taslağı” adlı makalesinde anlattığı olaylar bir hastasının sekiz yaşında tacize uğradığı ve bunun ergenlik dönemindeki ortaya çıkan sonuçları ile ilgili olduğudur (16). Dönemin psikiyatristlerinden Dr. Masson’a göre bu makalede adı geçen Emma aslında Emma Eckstein’dır (3,5). Masson’a göre Freud ve Fliess’in ilk hastalarından biri olan ve baştan çıkarma teorisiyle bir şekilde bağlantılı gibi görünen Emma Eckstein’den bahsedilen her şey silinmiştir.

Nazogenital Refleks Teorisi Ne Oldu?

Günümüzün modern tıp anlayışına göre “Nazogenital Refleks Teorisi” ve bu olay şimdi bizlere gülünç veya garip gelebilir. Tarihin geriye dönük aynasında figürleri veya olayları değerlendirmek daha kolaydır. Bugün için birçok olayı beceriksizlik, şarlatanlık veya malpraktis olarak değerlendirebiliriz. Yine de beceriksizce yapılan bu işlem, Fliess’in çağdaşlarının hakkındaki görüşlerini pek değiştirmez. Freud-Fliess arasındaki bağ sonunda çözülür, ancak bunun sorumlusu Eckstein olayı değildir. Freud’un değerlendirmesine göre, Fliess, elinden gelenin en iyisini yapmıştır, gazlı bez kazası en şanslı ve en ihtiyatlı cerrahlarında başına gelebilecek kazalardan biridir. Bu durum ikisinin ünü açısından bir sorun yaratmaz. Aralarındaki dostluk yıllar sonra intihal suçlamasıyla soğur. Eckstein, bu iki hekime karşı yaşadığı olumsuzluklara rağmen kötü bir duygu beslemez, daha sonra psikanalist olur ve Freud ile ilişkisi bu anlamda devam eder (2).

Yaşanan bu talihsiz “burun olayı”na rağmen, hekimlerin nazogenital konulara karşı ilgileri devam eder. Çünkü “Nazogenital Refleks” Fliess’in ruh halinin bir tuhaflığı olmaktan ziyade, 20. yüzyıl sonu biliminin oldukça makul, hatta bazı yönlerden ileri görüşlü klinik değerlendirmesinin bir örneği olmasıdır. Tarihçi Edward Shorter’ın “From Paralysis to Fatigue (Felçten Yorgunluğa)” (1992) adlı eserine göre, burun refleks terapisi, yüzyılın başında tıp pratiğinde yaygın olarak benimsenmiştir (17). O dönemde, Fliess’in eleştirmenleri bile sunduğu ampirik bulgulardan etkilenmişlerdir. Aksine, anlaşmazlığa yol açan şey, “burun refleks nevrozları” kavramı ve özellikle de önerilen yaygınlığıdır. Çağdaşları için nazogenital hipotez tamamen mantıklı veya en azından daha fazla araştırılmaya değer görülmüştür. Nazogenital Refleks Teori 20. yüzyılın ortalarına kadar varlığını sürdürmüştür (2).

Freud ve Fliess Arasındaki İlişki

Literatürde Fliess ile Freud hakkında farklı şeyler yazılıdır. Bazıları aralarındaki yakınlığı küçümsemeye çalışırken, diğerleri bunu Freud’un itibarını zedelemek için kullanır. Freud sonuçta Fliess’i “biyolojinin Keppler’i” olarak adlandırmıştır. Viyana Üniversitesindeyken Freud, Fliess’in “büyüleyici materyal” olarak adlandırdığı çalışmaları üzerine dersler verir. İkisi yazıştıkları yaklaşık 300 kadar mektupta -kaygı ve nazal refleks nevrozlarını bir araya getirerek- gözden geçirmek üzere ortak bir kitap yazmayı tartışırlar. Freud, bu olayın arkadaşının bir keşfi olarak sunulmasını ve “Fliess Hastalığı”olarak adlandırılmasını ve böylece arkadaşını onurlandırmayı çok ister. Hatta en küçük çocuğuna Fliess adını koymayı planlar ancak çocuk kız doğar. Frreud’un Fliess’e hayranlığı sadece profesyonel değildir. Kendi burun mukozasını da Fliess’e birçok kez muayene ettirir (2).

Freud ve Fliess

İngiliz tıp tarihçisi E. M. Thornton, bu hadiseyi daha detaylı şekilde inceler (18).  Yakın dostu ve meslektaşı olan Fliess de Freud gibi kokain kullanıyordur. İkisi de kokaini burundan çekiyorlardır. Thornton’a göre, Fliess’in cinsel bozuklukları burun rahatsızlıklarına bağlayan malûm teorisi, muhtemelen kokain koklama alışkanlığıyla bağlantılıdır. Zira kokain koklanınca, bir taraftan cinsel haz verirken, diğer taraftan burunda rahatsızlıklara yol açıyordu. Fliess’in yanılgısı buradaydı; kendi cinsel meselelerinin burnundaki bozukluklardan olabileceğini düşünerek, hâdiseyi geliştirmiş ve garip teorisini ortaya atmıştır.

Sigmund Freud Müzesinde, Freud’un bütün notları, müsvedde defterleri, ayrıca kızı Anna’ya yazdığı iki binden fazla mektup ile diğer kişilere yazdığı beş bin kadar mektup da özel bir arşivde saklanmaktadır. Jeffrey Masson, müzede özel izinle yaptığı araştırmalar sonucunda hayâl kırıklığına uğrar (5). Sonunda “Freud’un Yaptığı Tahrifat: İğfal Teorisinin Yok Edilişi (The Assault on Truth: Freud’s Suppression of the Seduction Theory)” adlı eseri 1984 yılında yayınlanır. Bunun üzerine Masson’un arşivdeki çalışmasına son verilir. Çünkü Masson, arşivdeki gizli ve açıklanmayan mektuplara da bakmıştır. Masson kitabında, Freud’un yaptığı hatalara birçok örnekler verir. Bunların içinde en dikkat çekici olanı ise, Freud’un hastası olan Emma Eckstein’in tedavi tarzı ile ilgili olanıdır. Buradaki bilgilerin bazılarını Freud’un kızı Anna’ya yazdığı ancak yayınlanması yasak olan özel mektuplardan çıkarır. Bu nedenle Masson ve kitabı etik açıdan oldukça eleştiriye uğrar.

Emma Eckstein ve Freud Arasındaki İlişki

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Freud ve Eckstein arasındaki ilişki devam eder. Eckstein’ın ameliyatından sonra Freud, onu psikolojik olarak tedavi etmeye devam eder. Emma anormal âdet kanaması yaşamaya devam eder ve Freud bunu karşılıksız cinsel özleme bağlar -ancak aslında doğuştan gelen bir kanama bozukluğu da olabilir- ve ayrıca fibromyomlarıda vardır ve sonunda rahim ameliyatı geçirir.

İşin en enteresan yanı ise, o sırada Freud’un, Fliess’e yaptığı ameliyatla ilgili moral mektupları yazması ve onun yanlış bir şey yapmadığı ve hiçbir kabahat olmadığı yönündedir. Nihayet Freud işi, Emma’nın burun kanamasını, kadının çocukluk hayallerine ve kendisine karşı duyduğu gizli aşka yormasına kadar götürür. Masson, bu durumu Freud’un kızına ve Fliess’e yazdığı gizli mektuplardan çıkarır (3,5).

Freud, Eckstein’ın bir miyom ameliyatı sırasında histerektomi (rahim alınması) geçirdiğini öğrenince çok öfkelenir. Kasım 1905’te analiz seanslarına devam etmeyi reddeder. Bu arada Eckstein, Freud’dan hiç bahsetmediği, çocukların cinsel eğitimi üzerine küçük bir kitap (1904) yayımlar (8).

Emma Eckstein’a Ne Oldu?

Emma Eckstein’in adı psikanaliz tarihinde neredeyse tamamen unutulmuş durumda ve eğer Freud’un “The Interpretation of Dreams (Düşlerin Yorumu)”daki “rüya örneği” tartışmasında “Irma’nın Enjeksiyonu” olarak adlandırdığı hasta olarak yanlışlıkla tanımlanmasaydı, bugün hiç hatırlanmayacaktı (3). Emma Eckstein’ın Wilhelm Fliess tarafından geçirdiği hatalı burun operasyonu, bu ünlü rüyanın ve Freud’un suçluluk duygularının temel arka planının oluşturur. Freud rüyada, Irma’nın boğazındaki ve burnundaki ağrılardan ve yapılan tıbbi hatadan kendisini sorumlu tutmamaya, suçu diğer meslektaşlarına veya rüyadaki kirli şırıngaya yıkarak aklamaya çalışır.

 

Ancak yüzünde herhangi bir bozulma olmadığı doğru değildir. Bir zamanlar güzel bir yüzü olan Emma’nın yüzü artık tanınmış bir çocuk doktoru ve Emma Eckstein’ın en sevdiği yeğeni olan Dr. Ada Elias’a göre, yüz hatları kalıcı olarak bozulmuştu: “Sonuç olarak, burun kemiği oyulmuş, yüzü deforme olmuştu; kemikler aşınmış ve bir tarafı çökmüştü.” (3). 1910’daki bir ameliyattan sonra kısmen sakat kalan Emma, yatağa bağlı kalır. Tüm günlerini bir kanepede geçirir, odasından hiç çıkmaz ve artık yürüyemiyordur. 1924 yılında, 59 yaşında beyin kanamasından dolayı felç geçirerek ölür. Tarihe ilk kadın psikanalist olarak geçer (8, 19,20).

Bu Vakanın Bize Öğrettikleri

Tıbbın en tuhaf ihmal olaylarından biri olan Emma Eckstein vakası yüz yıldan fazla önce gerçekleşti ve en iyi belgelenmiş olaylardan biri olma özelliğini taşıyor. Bunun nedeni, olaya karışan iki hekimin konu hakkında uzun uzun yazışmaları ve bu mektupların korunmuş olmasıdır. Bu vaka, günümüz içinde doktorlar açısından önemli dersler içeriyor çünkü hâlâ hastaları riske atan birçok cerrahi veya medikal işlemler yapılıyor. Bunlar arasında özgün tedavi, fiziksel sorunları psikolojik sorunlarla karıştırma, ihmal, hastayı suçlama, örtbas etme ve açıkça cinsiyetçilik yer alıyor.

Kaynaklar

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.