Film İncelemesi: Odysseus

Kültür-Sanat

Gönül Malat

Atların da ruhu vardı Troya önünde,
Ta Hades’ten duyulurdu kişnemeleri,
Onları Poseidon vermişti babası Peleus’a,
Peleus da oğluna armağan etmişti.
Şimdi atlar yas tutuyorlar Patroklos’a,
Yürekleri burkuk, toprağa değiyor yeleleri.*

Spoiler içerir.

Christopher Nolan tarafından yazılan ve yönetilen 2026 yapımı bu epik-fantastik film, bildiğiniz gibi Homeros’un Odyessus destanından uyarlanmıştır. Üzerinde epeyce yazıldı filmin ama neredeyse hiç birisini okumadım. Film hakkında önce kendi düşüncelerimi kaleme aldıktan sonra okuyacağım hepsini. Örtüşmeleri ya da ayrışmaları o zaman gönül rahatlığı ile zihnime doluşturabilirim diye düşünüyorum.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki film, mitolojik tanrılarla tanrıçaların savaşını perdeye yansıtıyor. Zekâ, bilgelik, stratejik savaş tanrıçası Athena ile denizlerin, depremlerin ve atların tanrısı amcası Poseidon’u. O nedenle öncelikle Athena ile Poseidon’a değinmek gerek. Zeus ile hikmet tanrıçası Metis’in kızı olan Athena, çocuğunun kendisini tahttan indireceği kehaneti üzerine hamile karısı Metis’i yutan babasının alnından, büyümüş ve zırhını kuşanmış halde doğrudan çıkarak doğar. Sembolleri zeytin dalı ve baykuştur. Bildiğiniz gibi Poseidon da kardeşi Zeus ile birlikte babalarını devirerek dünyayı aralarında paylaşırlar. Kardeşler arasında yapılan kura sonucunda denizler ve su altı krallığı Poseidon’a düşer. Öfkeli, şiddet sever ve dengesiz yapısıyla bilinir; kızdığında üç dişli mızrağını yere vurarak korkunç depremler yaratabilir, fırtınalar çıkarabilir ve gemileri batırabilir. Atların koruyucusudur aynı zamanda. Yine bildiğiniz gibi Poseidon, Yunanistan’ın en önemli şehirlerinden biri olan Atina’nın koruyucu tanrısı olmak için yeğeni Athena ile büyük bir yarışa girer. Şehrin Akropolis tepesine mızrağını vuran Poseidon, oradan tuzlu bir su kaynağı ve bir efsaneye göre de ilk atı fışkırtmıştır. Athena ise şehrin insanlarına zeytin ağacını armağan etmiştir. Şehir halkı Athena’nın barış ve bereket getiren hediyesini kabul edince, Poseidon da şehri sular altında bırakarak cezalandırmıştır.

İşte C. Nolan, Odysseus filminde aslında amca-yeğen yarışmasını odağına almış, anlatısını bu yarışma üzerine Athena’nın bilge barışçıl yapısıyla çatmıştır. Bu nedenle tüm savaş sahnelerine rağmen savaş karşıtı bir film olduğunu düşünüyorum. Odysseus’un artık sadece Athena’ya dua etmesi de bu kanımın oluşmasındaki en önemli gösterge olabilir. Filmde “Denizden Gelenler” olarak anlatısına kattığı o korkunç yağmacılar da günümüzdeki ve tunç çağındaki Poseidon’un çocukları torunları şeklinde yorumlanabilir. Sömürgeci ve vandallardır. Nolan, Truva’nın önüne dayanan gemileri de denizden gelenlere dâhil edip sömürgecilik tarihine olağanüstü göndermelerle yapımcılığının ve yönetmenliğinin çıtasını hayli yükseklere çıkartmış kanımca. Poseidon’a ilk atın yaratıcısı olması vasfıyla baktığımızda, Truva önündeki şaha kalkmış tahta atın arka ayaklarının denizde suyun içerisinde olması da şiddet sever tanrıya nefis bir atıftır. Aynı zamanda Truva Atı’nın arka ayakları suyla temas ederken kumlara gömülmüş, yeraltına inmiş görürüz. Bu aşırı güncel ve endüstriyel görünen Truva Atı anlatısı, Zeus ve Poseidon’un diğer kardeşi Hades’i sembolize ederken günümüzde süren savaşların da -Hürmüz Boğazı’na denizden gelenler, güneşin batmadığı imparatorluk gibi- göstergesidir kanımca. Nolan’ın, çok başarılı yorumlamayla bir savaş hilesini-Homeros’un da odağında- mitolojik göndermeler eşliğinde perdeye aktarışına hayran kaldım doğrusu. Denizden –Poseidon’dan gelenlerin içerisinde yer alan İthaka kralı Odysseus da içindeki Poseidon sayesinde-Jungien okumada kollektif bilinçdışı- sonunda Truva’yı yıkacak hileli tahta atı yaratmıştır. Truva Atı’nın içerisindeki gaita ve idrara bulanarak bekleyiş ise kurnazlığın, hilenin yalancılığın fiziksel olarak çekilen ceremesidir. Odysseus için ruhsal ceremesi de bu yirmi yıllık sürecin on yıl süren eve dönüş yoludur.

Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabının bir uyarlamasını daha Odysseus filmiyle izlemiş olduk aslında. Bu yolculukta yine bildiğiniz gibi üç ana aşama vardır: Yola Çıkma, erginlenme ve dönüş. Wolfgang Petersen’ın Truva filmiyle -Homeros’un İlyada’sı- yola çıkış aşaması anlatılmıştı. C. Nolan da işte Odysseus filminde seyircilerine erginlenme ve dönüşü yorumlayarak perdeye aktarmış. Campbell’a göre kahraman yola çıkarken ona yol gösterecek bir Eşik Bekçisi’ne ihtiyaç duyar. Truva sahillerinde Odysseus’un eşik bekçisi Poseidon idi. Ama bu hiddetli tanrı Odysseus’un hile yapmasını sağlayarak balinanın karnına -bok çukuruna dönen Truva Atı’nı- indirdi. Bu durum aynı zamanda eski Odysseus benini yok etti ve eski beninin öldüğü son eşik oldu. Ardından erginlenme aşaması başladı. Burada eşik bekçisi yerini müttefikler ve düşmanlara bıraktı dolayısıyla en başta Athena’ya.

Erginlenme kahramanın bilinmeyenlerin dünyasında zorlu testlerden geçtiği, müttefikler ve düşmanlar edindiği en uzun bölümdür. Yeniden doğuş-kendini bulma yolu mağaraya girme aşamasıyla yani asıl çileyle başlar. Kahramanın en büyük korkusuyla yüzleştiği veya bir ölüm-kalım savaşından geçtiği kritik dönüm noktasıdır. Bir Kiklop ve Poseidon’un oğlu olan Polyphemus yani Tepegöz’ün mağarasına girmek çilenin başlangıcıdır. Odysseus’un sık sık söylediği “Tanrı neden anlayacağımız şekilde konuşmuyor?” repliği de bu çile dönemindeki yakarışıdır. Bu repliğin çekilen çilenin alevli acısıyla söylendiğini belirtmeliyim. Filmde bu mağaradan kurtulmalarına stratejik savaşın tanrısı Athena sırtlarına çalı bağlayıp koyuna benzemelerini sağlayarak yardım eder. Odysseus, mağaradan kaçarken Tepegöz’ün omzuna son bir ok fırlatır. Görme yetisini de kaybetmiş olan Kiklop, Odysseus ve yoldaşlarının seslerini takip ederek onları kovalamaya başlar. Filmin bu noktasında göklerin tanrısı Zeus gök gürültüsü ve şimşeklerle devreye girerek İthaka Kralına yardım eder. Erginlenmenin çile sonrasındaki aşamasıyla ödül dönemi başlar. Kirke, Kalipso ve Sirenlerden öğrendiği katlanması çok zor olan acı gerçekler ile ölüler diyarı Hades’ten gelen Agamemnon’un verdiği-ülkene bir kral olarak dönme- öğütlerdir. İthaka Kralı, erginlenme döneminin aydınlanma, güç toplama ve bilgiyle donanma kısmı tamamlanınca yedi yıl kaldığı Kalipso’nun yanından derme çatma bir sal ile ülkesine doğru yola çıkar. Odysseus, yola çıkarken Poseidon’un gazabından korkar. Kendisini cezalandıracağını düşündüğünü söyler Kalipso’ya. O da “Korkma, Zeus, Poseidon’un sana zarar vermesine izin vermez” der. Zeus, filmin erginlenme bölümünde iki defa kızı Athena’nın dolayısıyla Odysseus’un yanında yer alır.

Sonunda dönüş aşaması başlar. Kahramanın kendisini tanımasıyla elde ettiği güç ve donandığı bilgiyle kendi dünyasına -ülkesine- dönüşün adımı atılır. Hem kendini hem de toplumunu kurtardığı final kısmı şekillenir. Elbette dönüş yolunda da yaşadığı pek çok tehlike olacaktır Odysseus’un. Bu noktada diriliş başlayarak kahramanın sıradan dünyaya uyum sağlamadan önce geçirdiği son ve en büyük sınav yeniden doğuş gerçekleşir. Eski vahşi beni ölür, kemale ermiş yeni beniyle yeniden doğmuş olur. Buna “Sihirle ya da iksirle -bilgiyle- dönüş” der Joseph Campbell. Kahraman artık değişmiş, kibrini geçtiği yollarda bırakmış, aydınlanmış ve toplumu iyileştirecek/kurtaracak bilgiyi ülkesine, evine getirmesiyle yolculuk biter. Filmde bu durum Agamemnon’un verdiği öğüt sayesinde Odysseus’un dilenci olarak İtkaka’ya geri dönmesi ile anlatılır. Nolan, “Aşağıdan bakmak gerçekleri daha iyi görmemi sağlıyor” repliği ile de bunu taçlandırır.

Filmin feminist okumasını yaparsak, tanrıçalardan başlamak üzere tüm kadın karakterler -Penelope, Kirke, Athena, Sirenler, Kalipso, Helen- gerçekleri gören, söyleyen bilge kadınlardır. Kirke’nin tayfaları yoğurarak domuza çevirmesi ardından sahte kimliklerine -insan- geri döndürme sahnesi gerçekten müthişti. Bayıldım bu sahneye. Tüm günahların anası “açgözlülük” anlatısının en iyi yorumlaması olabilir kanımca.

C. Nolan, Homeros’un Odysseus destanına çok bağlı kalmamış dolayısıyla kendi yaratıcılığını ve yorumunu da katmış bu güzel filme. Film müziklerinin de şahane olduğunu söylemeden geçmeyelim.

Son olarak bir kahramanı –destanlardaki pür iyi karakterler- değil de post modern anlatının bir parçası olan anti-kahramanı anlatır yönetmen, Odysseus filminde. Üç bin yıllık eseri çağdaşlaştırmayı başarmış doğrusu C. Nolan.

09.08.2026

*Truva Önünde Atlar şiiri, Melih Cevdet Anday

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.