Remzi Altunpolat
Modern siyaset, artık yalnızca hukuk normları, egemenlik ilişkileri ya da zor aygıtları üzerinden işlememektedir. Günümüzde siyasal iktidarın temel müdahale alanı giderek artan biçimde yaşamın kendisi hâline gelmiştir. Doğum oranlarından yaşam beklentisine, sağlık politikalarından bedensel normlara kadar uzanan geniş bir alanda siyaset; yaşamı düzenleyen, ölçen, sınıflandıran ve yöneten bir pratik olarak işler. Bu dönüşüm, modern iktidarın karakterinde köklü bir kırılmaya işaret eder: İktidar artık yalnızca itaat üretmez; yaşam biçimleri, bedensel normlar ve kırılganlık rejimleri üretir.
Bu bağlamda biyopolitika, modern iktidarın en yoğunlaştığı alanlardan birini tanımlar. Biyopolitika, yaşamı koruma, optimize etme ve uzatma iddiasıyla ortaya çıksa da aynı anda yaşamlar arasında hiyerarşik ayrımlar kuran bir yönetim mantığını da beraberinde getirir. Bazı yaşamlar korunmaya, yatırım yapılmaya ve sürdürülmeye değer kabul edilirken; bazıları ihmal edilebilir, askıya alınabilir ya da sessizce gözden çıkarılabilir olarak kodlanır. Sağlık alanı, bu ayrımların hem en görünür hem de en politik biçimde kristalize olduğu temel sahnedir.
Biyopolitika kavramının tarihsel kökeni, sıklıkla Michel Foucault ile başlatılsa da kavramın ilk formülasyonları 20. yüzyılın başına uzanır. İsveçli siyaset kuramcısı Rudolf Kjellén, devleti hukuki ya da kurumsal bir yapı olarak değil, canlı bir organizma olarak kavramsallaştırır. Bu organizmanın sağlığı, sürekliliği ve gücü, nüfusun nicel ve nitel özelliklerine bağlıdır. Nüfusun çoğalması, disiplin altına alınması ve üretken kılınması, devletin varlığı açısından yaşamsal önemdedir.
Bu organizmacı yaklaşımda yaşam, kendi başına etik bir değer olarak değil; devletin kapasitesini artıran bir kaynak olarak anlam kazanır. Dolayısıyla biyopolitika, daha en başından itibaren, yaşamı koruma ile denetleme, besleme ile disipline etme arasındaki gerilim üzerine kuruludur. Bu da kavramın neden tarihsel olarak eleştirel bir mesafeyi zorunlu kıldığını açıklar.
Biyopolitikayı normatif bir devlet öğretisi olmaktan çıkararak eleştirel bir analiz alanına dönüştüren isim Michel Foucault’dur. Foucault’ya göre modern iktidar, klasik egemenlik biçimlerinden farklı olarak yalnızca “öldürme hakkı” üzerinden işlemez. Modern iktidarın özgüllüğü, yaşamı üretme, düzenleme, ölçme ve denetleme kapasitesinde yatar.
Bu nedenle Foucault, modern iktidarı “öldürmek ya da yaşatmak” yerine, “yaşatmak ve ölüme terk etmek” formülüyle tanımlar. Buradaki kritik nokta, iktidarın doğrudan öldürmeden de ölüm üretebilmesidir. Sağlık sistemleri, sosyal politikalar ve nüfus yönetimi, bu dolaylı ölüm üretiminin başlıca araçlarıdır.
Sağlık politikaları bu bağlamda yalnızca teknik düzenlemeler değil; normatif tercihler içerir. Hangi hastalıkların öncelikli olduğu, hangi risklerin tolere edilebilir sayıldığı ve hangi grupların “yük” olarak kodlandığı, biyopolitik aklın temel sorularıdır.
Foucault’nun açtığı hattı siyasal-hukuki düzlemde derinleştiren düşünür Giorgio Agamben’dir. Agamben, modern siyasal düzenin olağanüstü hâli geçici bir istisna olarak değil, kalıcı bir yönetim tekniği olarak kullandığını savunur. “Çıplak hayat”, hukuki ve siyasal özne olmaktan çıkarılmış, yalnızca biyolojik varlığa indirgenmiş yaşam biçimini ifade eder.
Sağlık alanında bu mantık özellikle kriz ve salgın dönemlerinde belirginleşir. Sağlığı koruma gerekçesiyle temel hakların askıya alınması, demokratik denetimden koparıldığında sağlık yönetimini bir istisna rejimine dönüştürme riski taşır. Burada mesele önlemlerin varlığı değil; bu önlemlerin kimin yaşamı pahasına uygulandığıdır.
Bu tartışmayı yaşamın yönetiminden ölümün siyasal örgütlenmesine doğru genişleten yaklaşım, Achille Mbembe’nin nekropolitika kavramsallaştırmasıdır. Mbembe, modern iktidarın yalnızca yaşamı düzenlemediğini; bazı yaşamları sistematik biçimde ölüme terk ettiğini savunur. Nekropolitika, kimin yaşayacağına ve kimin ölebileceğine karar veren siyasal rejimleri ifade eder.
Sağlık alanında nekropolitik işleyiş, hizmete erişimdeki yapısal eşitsizliklerde somutlaşır. Göçmenler, mülteciler, yoksullar, engelliler, yaşlılar ve LGBTİ+’lar, çoğu zaman “biyopolitik koruma”nın dışında bırakılan; riskin ve kırılganlığın yoğunlaştığı gruplar hâline gelir. Burada mesele basit bir ihmal değil; yapısal ve süreklileşmiş bir terk ediştir.
Feminist kuram, biyopolitikanın toplumsal cinsiyetli karakterini açığa çıkarır. Üreme, gebelik, doğum, kürtaj ve bakım emeği, tarihsel olarak kadın bedenleri üzerinden düzenlenen biyopolitik alanlardır. Devletler, nüfusun geleceği adına kadınların bedensel özerkliğine müdahaleyi sıklıkla meşrulaştırır.
Silvia Federici, kapitalizmin yalnızca ücretli emeği değil; yaşamı yeniden üreten bakım ve üreme emeğini de sistematik biçimde sömürdüğünü gösterir. Sağlık sistemlerinde bakım emeğinin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmesi ve bu emeğin değersizleştirilmesi, biyopolitikanın cinsiyetli işleyişinin temel göstergelerindendir.
Queer kuram ise, biyopolitikanın normallik üretimine odaklanır. Tıp, bu bağlamda yalnızca hastalıkları teşhis ve tedavi eden nötr bir bilgi alanı değil; “normal beden”, “sağlıklı cinsellik” ve “makbul yaşam” tanımlarını kurumsallaştıran güçlü bir iktidar aygıtıdır. Hangi bedenlerin tanınabilir, hangi yaşam biçimlerinin meşru kabul edileceği, tıbbi bilgi ile toplumsal normların kesişiminde belirlenir. Bu normallik rejimi, LGBTİ+ varoluşları homojen bir biçimde dışlamaz; aksine onları farklı düzeylerde kırılganlaştırarak düzenler. Özellikle trans ve interseks bedenler, tıbbın cinsiyet ikiliğine dayalı düzenleyici mantığı içinde sıklıkla “düzeltilecek” ya da “normalize edilecek” bedenler olarak ele alınırken; cinsel yönelimler heteroseksüelliği varsayılan bir norm çerçevesinde tanınır ya da görünmezleştirilir. Bu durum, sağlık alanında yalnızca dışlama değil; tanınabilirlik, korunabilirlik ve değer atfetme üzerinden işleyen biyopolitik bir hiyerarşinin varlığını açığa çıkarır.
Judith Butler, bu tartışmayı “kırılganlık” ve “yas tutulabilirlik” kavramlarıyla derinleştirir. Butler’a göre tüm yaşamlar ontolojik olarak kırılgandır; ancak siyasal rejimler, bazı yaşamları daha kırılgan, bazılarını ise daha korunur kılar. Hangi yaşamların kaybının yas tutulmaya değer görüldüğü, biyopolitikanın en çıplak göstergelerinden biridir. Sağlık alanında bu, kimin acısının ciddiye alındığı, kimin ölümünün istatistiğe dönüştüğü sorularında somutlaşır.
Biyopolitikanın yaşamı nasıl yönettiğine dair bu tartışma, hekimliği yalnızca teknik bir uzmanlık alanı olarak düşünmenin yetersizliğini açıkça ortaya koyar. Hekimlik, biyopolitik düzenin içinde konumlanan; fakat aynı zamanda bu düzenle etik bir gerilim içinde var olabilen bir pratiktir.
Hekim, yalnızca tedavi eden değil; hangi yaşamların öncelikli sayıldığına, hangilerinin ertelendiğine ya da ihmal edildiğine tanıklık eden bir öznedir. Sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, hekimi kaçınılmaz olarak siyasal bir soruyla karşı karşıya bırakır. Bu nedenle hekimlik, tarafsızlık iddiasını sürdüremez. Yaşamlar arasındaki hiyerarşileri görünür kılan eleştirel yaklaşımlar, hekimliği normları yeniden üreten değil; bu normları ifşa eden, sorgulayan ve dönüştürmeye çalışan bir etik-politik konum olarak düşünmeyi gerektirir.
Sonuç olarak; biyopolitika, “yaşamı koruma ve iyileştirme” iddiasını merkezine alan bir rasyonalite olarak sunulsa da modern siyasal pratiklerde yaşamlar arasında derin hiyerarşiler üreten bir iktidar mantığına dönüşmüştür. Sağlık alanı, bu mantığın en yoğunlaştığı sahnedir. Hekimlik ise bu sahnede edilgen bir teknik rol değil; etik-politik bir sorumluluk alanıdır.
Kaynaklar
AGAMBEN, Giorgio (2001). Kutsal İnsan: Egemen İktidar ve Çıplak Hayat, (çev: İsmail Türkmen), Ayrıntı Yayınları.
BUTLER, Judith (2005). Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü, (çev: Başak Ertür), Metis Yayınları.
FEDERICI, Silvia (2012). Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim, (çev: Bilge Tanrısever vd.), Otonom Yayıncılık.
FOUCAULT, Michel (2015). Biyopolitikanın Doğuşu: College De France Dersleri (1978-1979), (çev: Alican Tayla), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
MBEMBE, Achille (2023), Nekropolitika, (çev: Nihan Şakar), Sub Press.
ÖZMAKAS, Utku (2018). Biyopolitika: İktidar ve Direniş: Foucault, Agamben, Hardt-Negri, İletişim Yayınları.
