Hekimlik Andından İyi Hekimlik Değerlerine…

Başyazı

Prof. Dr. Sinan Adıyaman
TTB Merkez Konseyi Başkanı 

Tek amacı yaşam ve yaşatmak olan biz hekimler ağacımıza, toprağımıza, havamıza, ormanlarımıza, kentimize ve halkın sağlığına sahip çıkmaya binlerce yıldır olduğu gibi devam edeceğiz.

Değerli meslektaşlarım,

Türk Tabipleri Birliği’nin geçtiğimiz yıl  belirttiği savaşın  halk sağlığı açısından önemli bir tehdit olduğu değerlendirmesi  Dünya Tabipleri Birliği’nin Silahlı Çatışmalarla ilgili açıklamasında da net bir biçimde vurgulanmaktadır. Hekimler sağlıkla ilgili konularda hastalara ve topluma karşı sorumludur ve bu konuları özgürce ifade edebilmelidir. Tıp mesleği bağımsız olmalı ve kendi kendini yönetmelidir. Bu husus hangi nedenle olursa olsun güvence altına alınmadıkça halkın sağlığı ve toplumun ilkeleri tehdit altına girer. Bu, binlerce yıldır böyledir ve kimse tıp mesleğinin karşı durmasına neden olmadan bu ilkelere karşı çıkamaz.

Türk Tabipleri Birliği tarihindeki en önemli dönemeçlerden birini yaşıyor. 1980 darbesinden sonra Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi idam cezalarına karşı çıktığı için yargılanmış ve beraat etmişti. Daha sonra Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin açlık grevleri döneminde yargılanmasına tanık olduk. Ama ilk kez Türk Tabipleri Birliği’nin kalbine bir polis baskını yaşandı, binamız didik didik arandı ve seçilmiş on bir yöneticimiz gözaltına alındılar.

Türk Tabipleri Birliği hekimlerin yalnızca hastalarına karşı değil, topluma karşı yükümlülüklerinin de her zaman farkında olmuş, geçmişte de bu konuda üzerine düşen her tür sorumluluğu yerine getirmiştir.

Tıbbın ve sağlık hizmetlerinin nihai amacının insanlığa hizmet etmek olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikirizdir. Ve bu bizim meslek etiğimizin, benimsediğimiz uluslararası düzenlemelerin, örgütsel çalışmalarımızın, dünyadaki diğer ulusal tabip birliklerinin, bölgesel hekimlik ve sağlık kuruluşlarının ve Dünya Tabipler Birliği’nin ilkeleri doğrultusunda  ve yaptıklarının bir parçasıdır.

Hepimiz doktorlar olarak hastalıkların tanısı, iyileştirilmesi, tedavisi, acıların hafifletilmesi ve hastalara huzur verilmesi için gereken koşulları yaratmak ve sürdürmek için çalışıyor ve bunun için mücadele veriyoruz. Benzer biçimde, sağlığın korunmasını ve geliştirilmesini de bir yükümlülük sayıyoruz.

Bugün size sunduğum görüşlerin çoğu Dünya Tabipler Birliği politikalarında, örneğin Seul Bildirgesi’nde, mesleki özerklik ile ilgili Madrid Bildirgesi’nde belirlenen görüşlerdir.

Ayrıca biliyoruz ki içinde bulunulan koşullar toplumun ve hastalarımızın sağlığı açısından belirleyici önemdedir. Sağlığın sosyal belirleyicilerinden söz ediyoruz ki bunlar hastalarımız açısından büyük önem taşır ve savaş riski de bunlar arasında yer alır.Bu, bireysel çalışmalarda olduğu kadar halk sağlığı çalışmalarında da önemlidir. Bu sorumluluğu üstlenmemiz, korunma hakkında, halkı nasıl sağlıklı tutabileceğimiz hakkında da konuşmamız gerekir. Dolayısıyla, mesleki ve klinik bağımsızlık nitelikli sağlık hizmetlerinin temel bileşenlerini oluşturur. Hasta-hekim ilişkisi de bu bakımın, sağlanması gereken niteliğinin bir parçasıdır. O halde mesleki özerklik ve klinik bağımsızlık profesyonelliğin temel öğeleridir. Şimdi, mesleki özerklik, tanrının bize sunduğu bir lütuf ve imtiyaz değil, bir çalışma hakkıdır.

İnsanları cinsiyeti, ulusu, siyasal düşünceleri, dinleri veya cinsel yönelimleri gibi nedenlerle dışlayamayız ve reddedemeyiz. Sağlık hizmetlerinin ve tıbbi bakımın yalnızca iktidarla, hükûmetle aynı doğrultuda olanlarla sınırlanması tamamen etik dışıdır. Doktorlar bu tür pratikler, hatta tutumlarla kendilerini suçlu duruma düşürmemelidir.

Dünya Tabipler Birliği’nin Altmışıncı Genel Kurulu’nda  Uruguay’da kabul edilen bu metinde ulusal tabip birlikleri tarif ediliyor:

“Ulusal tabip birlikleri ülkelerinde hekimlerin temsilcisi olarak hareket etmek, kimi durumlarda bir sendika veya düzenleyici organ, ancak aynı zamanda bir meslek kuruluşu olarak hekimler adına diğer taraflarla görüşmeler yapmak üzere kurulan, halk sağlığı ve refahıyla ilgili tıp doktorlarının uzmanlık birikimini temsil eden kurumlardır.”

Bu görevimizden şüpheniz yok herhalde, değil mi? Aynen şöyle devam ediyor:

“Bu kuruluşlar genellikle halk sağlığı alanında olmak üzere üyeleri adına kampanyalar başlatabilirler veya tanıtım, savunu çalışmaları yürütebilirler. Bu sözü edilen çalışmalar bunları muhalif politika olarak gören hükûmetler tarafından her zaman hoş karşılanmayabilir.”

Devamı da var:

“Dünya Tabipler Birliği bu tür tanıtım çalışmaları nedeniyle kimi hükûmetlerin, kendilerinin belirledikleri temsilcileri yetkili organlara atayarak hekim kuruluşlarını susturmaya, verilecek mesajları verilecek mesajların kendilerinin hoş görebilecekleri mesajlara dönüştürmeye teşebbüs ettiklerinin farkındadır.

WMA bu amaca yönelik girişimleri kınar ve ülkelerdeki hekim kuruluşlarının bağımsız işlevlerine hiçbir hükümet müdahalesi olmamasını talep eder. WMA, hükümetleri, kendi ulusal hekim kuruluşlarının çalışmalarının ardındaki gerekçeleri daha iyi kavramaya, tıbbi kanıtları dikkate almaya ve halkın sağlık ve refahını geliştirmeye yönelik çabalarda hekimlerle birlikte çalışmaya davet eder.”

Etik ilkelerimizden biri, hastalarımızın, başka bir deyişle toplumun sağlığını geliştirmek ve savunmaktır. “Halk Sağlığının” bir tanımı da budur ve hiç kuşkusuz temel önemdedir; çünkü yaraları ve hastalıkları tedavi etmek bir yanda dururken bu gibi durumların baştan önlenmesi hangi kademede olursa olsun elbette çok daha iyisidir.

Türk Tabipleri Birliği’nin belirttiği gibi savaş halk sağlığına yönelik önemli bir tehdittir. Savaş, öldürür, tahrip eder, yoksullaştırır. Dünya Tabipler Birliğinin Silahlı Çatışmalara ilişkin Açıklamasında net olarak belirtildiği gibi:

“Hekimler, silahlı çatışmaların başlatılması ya da sürdürülmesiyle ilgili kararlarında; siyasetçilerin, hükûmetlerin ve güç sahibi başka kesimlerin, bu kararların sağlık dâhil çeşitli alanlarda yol açabileceği sonuçların farkında olmaları için çalışmalıdır. Savaş, kişilerin ve geniş toplum kesimlerinin sağlığına zarar verdiği gibi, sağlık tesisleri, konut, temiz su ve sanitasyon şebekeleri dâhil altyapı tesislerini de yıkıma uğratır. Savaş, bunların yanı sıra çevresel bozulmaya da yol açar. Kritik önem taşıyan altyapının bu şekilde tahribi sağlıkla ilgili olumsuz sonuçları da beraberinde getirir.”

Bu açıklamanın da netleştirdiği gibi Türk Tabipleri Birliği’nin savaşa ve barışa ilişkin açıklaması tıp mesleğinin evrensel ilkeleriyle tam bir uyum içindedir. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bu tür gerçekleri teyit etmek hekim kuruluşlarının görevidir.

Savunduğumuz ve iyi bir hekimlik için ihtiyacımız olan etik ilkelerimizden bir başkası da hastalarımıza, dolayısıyla topluma nasıl yaklaşacağımız, kendileri açısından tıbben neyin doğru ve yerinde olacağına karar verme özgürlüğümüzdür. Bizler konuşmakta, gereksinimi olanları tedavi etmekte, tedaviyi hastalarımızın ve bizim uygun gördüğümüz biçimde düzenlemekte,  toplumun sağlığını geliştirecek değişiklikleri teşvik etmek ve desteklemekte özgür olmalıyız.

Tıp mesleği bağımsız ve özyönetime sahip olmalıdır; tıp insanlarla ilişki, karşılıklı güven ve bağımsızlık işidir. Bunlar, hangi nedenle olursa olsun güvence altına alınmadığında insanların sağlığı, aldıkları hizmetin kalitesi ve toplum ilkeleri de tehdit altında demektir. Bu, yüzyıllardır, hatta bin yıllardır ortada olan bir gerçektir ve tıp mesleğinin kararlı muhalefetine yol açmaksızın kimsenin bu ilkelere karşı durmasına izin verilemez.

Türk Tabipleri Birliği’nin daha önce olduğu gibi haklılığı ortaya çıkacaktır. Türk Tabipleri Birliği’nin analizleri, öngörüleri her zaman doğru çıkmıştır. Burada da zaten tartışacak bir nokta yoktur.

Ant içtik. Vicdan, iyi hekimlik değerleri dedik. Tehdit ediliyor bile olsak, tıbbi bilgimizi insan haklarını çiğnemek için kullanmayacağımıza yemin ettik.

Tüm meslektaşlarımı sağlık için barış, eşitlik, özgürlük ve adalet şiarıyla; Hekimlik Andını yine hep beraber okumak üzere 22 Haziran 2019 günü Ankara’da yapılacak olan TTB’nin 70. Kongresi’ne davet ediyorum.

Saygılarımla.