Sağlık Çalışanlarının Sağlığı ve Güvenliği Üzerine

Makale

Dr. Hasan Oğan
TTB Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu

Sağlık hizmeti, en yalın tanımı ile sağlık profesyonelleri (çalışanları) ve sağlık kurulumları tarafından insan sağlığının korunması, iyileştirilmesi yönündeki yapılan çalışmalardır. Bu tanım gereği sağlık hizmetin esas unsuru olan sağlık çalışanları uygulanan sağlık politikalarından, hizmet alanlarından, hizmetler ve yapılan işlemlerden, hastalardan, yakınlarından yani sağlık hizmetinin bütünüyle kapsadığı tüm tehlike ve risklerden olumsuz olarak etkilenir. Yaptığı iş gereği bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik hali bozulabilir, yaşamını kaybedebilir.

Sağlık hizmetinde bu güne dek bilinen tehlikeler ve riskler her geçen gün artmaktadır. İlkel dönemlerdeki basit iyileştirme müdahalelerinden günümüz teknolojisinin yarattığı kompleks tedaviler, yeni nesil kimyasal maddeler ve sağlık yapılanmaları göz önüne alındığında artan tehlikelerin ve risklerin önemi açık olarak ortaya çıkmakta.

Sağlık hizmetindeki bu gelişmelerin ve artan risklerin karşısında sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli ve yeterli koruyucu önlemlerin alındığını söylemek neredeyse imkânsızdır. Risklerin artış hızı ile alınan güvenlik önlemleri arasındaki fark her geçen gün sağlık çalışanlarının aleyhine giderek artmaktadır. En basitinden güvenlik önlemleri arasında yer alan koruyucu giysilerdeki standart dışılığın, kalitesizliğin halen varlığını ve yaygınlığını sürdürmesi kabul edilemez boyutlardadır.

Diğer üretim ve hizmet sektörlerinde olduğu gibi sağlık çalışanlarının da sağlığını korumak kamu ya da özel fark etmeksizin sermaye ya da yöneticiler tarafından genelde ek maliyet olarak görülmüştür ve görülmektedir. Bu ve diğer nedenlere bağlı olarak çalışanların sağlığı ve güvenliği işverenlerle (kamu, özel) çalışanlar arasındaki güç dengesizliğini ortadan kaldırmak adına yasalarla korunmaya alınmıştır.

Sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği her ne kadar yasalarla korunmaya alınmış olsa da uygulamada egemen güçlerin kontrolü, iradesi haklar konusunda çok ciddi sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Bu durum yasaların bir yere kadar koruyucu olduğunu, eğer egemen güçlerin düşünsel yapısında sağlık çalışanlarının haklarını korumak ve saygı duymak yoksa yasaların koruyuculuğunun ortadan kalktığı ya da kalkacağı bilinmelidir.

Uygulamalarda ülkeler arasında farklılıklar bulunsa da ülkemizde sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği konusunda ki uygulamaların yetersizliği açık olarak ortadadır. Yaşanan birçok olağandışı durum ve afet (pandemi, deprem) sağlık çalışanlarının rutinde yaşadıkları sorunları görünür kılmıştır.

Sağlık çalışanlarının iş kazası ve meslek hastalıkları tanımı kapsamı dışında kalan ancak sağlıklarını ciddi anlamda bozan iş kaynaklı yaşadıkları diğer olumsuzluklar ve bunlara bağlı ortaya çıkan sonuçlar artık toplumsal sorunlar haline gelmiştir. Sağlık çalışanlarında birçok risk faktörüne bağlı olarak memnuniyetsizlik ve tükenmişlik hızla artarken, sağlık hizmetinin niteliğinde de önemli kayıplar yaşanmaktadır. Sağlık çalışanları ile insanlar (hastalar) arasında yaratılan kamplaşmanın sınırları giderek keskinleşmekte, defansif tıp uygulamaları artmaktadır.

3. basamak sağlık kurumları tanımı içerisinde yer alan hastaneler sağlık hizmeti açısından en kapsamlı yapılardır. Özellikle de yeni, modern, en son teknoloji ile donatılmış olduğu ileri sürülen şehir hastaneleri üzerinden sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının değerlendirilmesi diğer sağlık hizmeti alanları ile ilgili yol gösterici olacaktır.

Binlerce sağlık çalışanın yer aldığı ve binlerce hastaya hizmet verilen bu kurumlarda yasaların öngördüğü sayıda işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının bulunmaması sistemin baştan sağlık çalışanlarının sağlığına ve güvenliğine verdiği önemi açık olarak ortaya koymaktadır.

Yine Sağlık Bakanlığı’nın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yaptığı sınıf değişikliği başvurusunda “Anılan gerekçelerle hastanelerimizin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği’nde “çok tehlikeli” işyeri statüsünde çıkarılıp “tehlikeli” sınıf olarak tanımlanması gerekliliği önerilmektedir” isteği zaten olması gereken şekilde yürütülmeyen iş sağlığı ve güvenli hizmetlerini tamamen aksamasına yol açacaktır. Başvuruda yer alan gerekçeler hiçbir bilimsel araştırmaya ve veriye dayanmamaktadır. Sınıf değişikliği talebinin esas amacın iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin getirdiği mali yükün ve de sorumlulukların azaltılması olduğu ise herkes tarafından bilinmektedir.

Sağlık Bakanlığı böylesine bir talepte bulunurken Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sağlık kurumlarında yeterince denetim yapmaması ve sağlık hizmetinde yaşanan iş kazası, meslek hastalığı vakalarının istatistiki bilgiler içerisinde yer almaması diğer önemli bir sorundur. Yayımlanan resmi verilerde özellikle afet koşullarında (pandemi, deprem) yaşanan iş kazaları, meslek hastalıkları ve bunlara bağlı ölümler yok sayılmıştır.

Tüm bu gerçekler çerçevesinde sağlık çalışanlarının çalışma ortamlarına bağlı yaşadığı sorunlar girişteki güvenlik elemanından en üst düzeydeki sağlık profesyoneline kadar ortaktır. Özellikle şiddet sağlık çalışanları arasında ayrım yapmaksızın gerçekleşmekte ve giderek yaygınlaşmaktadır. Aynı çalışma ortamlarında çalışan tüm sağlık çalışanları iş tanımları ne olursa olsun tehlike ve risklerden kaçınamaz. Bu konuda yaşanan çok sayıda örnek olaylar mevcuttur.

Bu nedenle de sağlık hizmetinin bütünselliği, ekip çalışması özelliklerinden hareketle sağlık çalışanları olarak ortak sorunlar karşısında birlikte mücadele edilmesi kaçınılmazdır.

Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu, 1999 yılında TTB önderliğinde alandaki birçok kurumun bir araya gelmesi ile yukarıda belirtilen görüşler doğrultusunda kurulmuştur. Sağlık çalışanları arasında herhangi bir ayrım gözetmeksizin tüm sağlık çalışanlarının ortak mücadelesini temel almıştır.

Çalışma grubu sağlık çalışanları ile birlikte bugüne dek birçok etkinliği gerçekleştirmiştir. Oluşturulan web sayfası (scs.org.tr) iletişim sağlarken aynı zamanda da arşiv görevi de görmektedir.

Sağlık hizmeti ve sağlık çalışanları ülkenin içinde bulunduğu olumlu ya da olumsuz durumlardan, özellikle de toplumsal uygulamaları belirleyen siyasetten ayrı tutulamaz, ayrı düşünülemez. Eğer çalışma koşullarımızda olumlu bir gelişme oluyorsa yani karar vericiler (siyasiler) bu yönde bir karar veriyorsa mutlaka uygulanan siyasete bağlıdır. Olumsuz bir durum söz konusu ise bu durum yine aynı şekilde uygulanan siyasi yaklaşımın, karar vericilerin (siyasilerin) verdiği bir kararın yansıması sonucudur.

Öyle ki sağlık hizmetinde yaşananlar (olumlu, olumsuz) yalnızca ülkede alınan siyasi kararlarla değil global anlamda sermayenin ve egemen siyasetin aldığı kararlarla da belirlenmektedir. Hatta bu kararlar etkili, belirleyicidir.

Ülkemizde uygulanan “Sağlık Dönüşüm Programı” bunun yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz en güncel örneğidir. Müşteri, müşteri memnuniyeti, taşeron çalışma, performans, ciro baskısı, aşırı iş yükü, düşük ücrete karşılık daha fazla sorumluluk, örgütlenememe “Sağlıkta Dönüşüm Programının” en sık karşımıza çıkardığı sorunlar arasındadır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik ve siyasi durum her geçen gün sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını daha güçleştiriyor. Yaratılan koşullar sağlık hizmetinde farklı hizmet gruplarını birbirinden uzaklaştırırken aynı zamanda aynı meslek grubu içerisinde de sağlık çalışanlarını diğer meslektaşlarından ayırıyor, yabancılaştırıyor, yalnızlığa itiyor ve mücadele direncini kırıyor. Ulusal ve uluslararası sermayenin bilerek uyguladığı yöntemlerle karşımıza çıkan bu durumla ilgili olarak iktidarlar da buna katkı sunuyor ve yardımcı oluyor.

Tüm bu gerçekler karşısında sağlık çalışanları olarak birbirimize destek olmak ve birlikte hareket etmek zorundayız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.