Hapishanelerdeki İdare ve Gözlem Kurulları Kapatılmalıdır!

Makale

Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu

Hapishanelerdeki idare ve gözlem kurulları, infaz rejiminin hak temelli uygulanması konusunda önemli sorunlar yaşanmasına neden olmaktadır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 89. maddesinde yapılan değişiklik ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirmesine Dair Yönetmelik 29/12/2020 tarihinde 31349 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İdare ve Gözlem Kurulları bu yönetmelik ile oluşturulmuş olup 6 aylık periyotlarla mahpusun iyi halli olup olmadığını değerlendirmektedir. Ayrıca bu maddede iyi hâl değerlendirmesi yapacak olan kurula Cumhuriyet Başsavcısı veya belirleyeceği Cumhuriyet Savcısının başkanlık edeceği, kurum müdürü, gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu ikinci müdür, idare memuru, cezaevi tabibi, psikiyatrist, bir psikolog ve psiko-sosyal yardım servisinde görevli diğer unvandan bir personel, öğretmen, infaz ve koruma baş memuru ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevlinin yer alacağı da belirtilmiştir.

Hukuki ve somut delillere dayanmaksızın mahpusların haklara erişimini ve tahliye süreçlerini belirleyen bu kurullarda; sadece 1’er hukukçu, hekim, psikolog, eğitimci gibi mesleklerdeki kişilerin yanı sıra birden çok cezaevi personeli bulunmaktadır.

Ne yazık ki İdare ve Gözlem Kurulları ile dünyada benzeri olmayan bir yapı oluşturulmuş durumdadır. Mahpusların infaz sürelerinin yargı-mahkemeler yerine idare ve gözlem kurulları tarafından belirlenmesi durumunda adil yargılamadan bahsedilemez. Bu kurullarla birlikte mevcuttaki cezaya fiilen “ek ceza” getirilmektedir. Bu durum yargıya açık bir müdahaledir. Hukuk önünde cezasını tamamlamış olan bir mahpusun tahliye edilmemesi kendi başına bir hukuksuzluktur. Cezasını tamamlayan bir mahpus için kimliğinin devletle uyumlu olup olmadığına dair bir ölçüt olarak kullanılan bu uygulamada, hapishane içinde aynı davranışı sergileyen iki mahpusun birinin tahliye edilip diğerinin edilmemesi durumu ceza hukuku yerine hapishane istihbaratı ve güvenlik bürokrasisinin öncelendiğini, mahpusun dünya görüşü, kimliği ve politik aidiyetinin bu kurulların kararlarında etkili olduğunu göstermektedir.

Bu kurullarda verilen kararların önemli bir bölümü gerekçesiz, kayda geçirilmeyen ve avukat erişimine kapalıdır. Bazı kararlarda mahpusun kurula sunduğu savunma dilekçesi dahi dosyasına konmamaktadır.

2021 yılı başında uygulanmaya başlanan yönetmelikle oluşturulan bu kurullar hem Anayasaya hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Ayrıca Avrupa Konseyi Cezaevi Kurallarına göre; “Tahliye ve indirim kararları nesnel olmalı, somut davranışa dayanmalı, kişinin düşüncesi ve kimliği asla değerlendirme konusu olmamalıdır.” Hükmün esasen kanunilik özeliğini taşımaması ve özellikle bir mahpusun toplumla bütünleşip bütünleşmeyeceği konusunda değerlendirmelerin soyut ve objektif kıstaslara göre yapılmaması, uygulama birliği açısından da sorun oluşturmaktadır. İnfaza konu mahkeme kararlarında hükmedilen cezanın ne kadarının infaz kurumunda çektirileceği konusunda idari gözlem kurullarına geniş yetki verilmesi nedeniyle mahkeme kararlarının anlamsızlaştırılması söz konusudur. Ayrıca mahpusun iyi halli olması konusunda somut kıstaslar 5275 sayılı İnfaz Kanunun 48. maddesinde de ortaya konulmaktadır.

Uygulamaya Konu Düzenlemeler hukuka aykırıdır. 5275 sayılı Kanun, Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirmesine Dair Yönetmelik, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelikte iyi hal kavramının tanımlanmamış olduğu; ancak 5275 sayılı Kanunun 107. maddesinde “Koşullu salıverilmeden faydalanmak için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi halli olarak geçirmesi gerekir” denilerek “iyi halli” kavramının koşullu salıverilme şartlarından biri olarak düzenlendiği görülmektedir. Kişi özgürlüğü ve güvenliğini doğrudan etkileyen “iyi halli” kavramı bu haliyle cezaevi yetkililerinin keyfi tutum ve kararlarına bırakılmıştır. Bu sebeple Türkiye’de “İdare ve Gözlem Kurullarının” AİHS’e ve Anayasa’ya aykırı kararlarının kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali olduğu artık karine haline gelmiştir.

İdare ve Gözlem Kurulları; özellikle siyasi mahpuslardan “pişman” olduklarına dair beyan istemektedir. Mahpusun politik kimliği ve dünya görüşü infazın konusu haline getirilmektedir. “Sorulara yanıt vermemek ya da olumsuz vermek, elektrik ve suyu tasarruflu kullanmamak, kütüphaneden kitap almamak ya da fazla kitap almak, siyasi kitap okumak, sosyal etkinliklere katılmamak, psikoloğa çıkmamak, slogan atmak, halay çekmek, türkü söylemek” iyi halli olmama yönünde değerlendirilmektedir. Sonuçta mahpusların tahliyeleri uzun zamana yayılmakta, özgürlükleri elinden alınmakta, mahpusların neredeyse tüm haklarının kullanımına bu kurullar karar vermekte, mahpusların koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik haklarını engelleyerek ikinci bir cezalandırmaya neden olmaktadır.

Mahpusların tahliyelerinin engellenmesi, umut hakkını da ortadan kaldırmaktadır. İnsan Hakları Derneği’ne mahpuslar, avukatlar ve aileleri tarafından yapılan başvurularda; birçok mahpusun birden fazla sayıda 6’şar ya da 3’er aylık periyotlarla tahliyelerinin engellendiği hatta bu mahpusların çoğunun hasta mahpus-ağır hasta mahpus olduğuna dair bilgi ve belge verilmiştir. Tahliye şartları oluştuğu halde tahliye edilmeyip hapishanede hayatını kaybeden mahpusların olması da olayın başka bir trajik boyutudur.

89/4. Madde: İdare ve Gözlem kuruluna Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile izleme kurulundan katılan üyelere katıldıkları her bir toplantı günü için memur maaş katsayısının (500) rakamı ile çarpılması sonucu bulunacak miktarda huzur hakkı ödenir, şeklindedir. Bu madde bile tahliyelerin sürekli olarak, 3 ve 6’şar ay arayla geciktirilmesi konusunda aklımıza başka soruları getirmektedir.

SONUÇ OLARAK; İdare ve Gözlem Kurullarının hukuk dışı uygulamaları ile infaz süreleri belirsizleşmekte, mahpusların koşullu salıverilme hakları gasp edilmekte, devletin cezalandırma gücü sınırsız bir şekilde kullanılmaktadır. Nesnel, denetlenebilir ve eşitlikçi bir infaz yasası hayata geçirilmelidir. Tahliye; somut, ölçülebilir ve belgelenebilir disiplin ihlali üzerinden değerlendirilmelidir. Bunun dışındaki her yaptırım hukuki değil politiktir. İdare ve Gözlem Kurulları kapatılmalı, bağımsız, yargısal denetime tabi infaz gözlem mekanizmaları işletilmeli, kararlar gerekçeli, erişilebilir ve temyize açık olmalıdır. Demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini gözeten, kök nedenlere duyarlı ve çözüm odaklı bir infaz rejimi kurulmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.