Çocuk İşçiliğinin Kurumsallaştırılmış Hali Olarak MESEM

Makale

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

Türkiye’de son yıllarda hızla yaygınlaştırılan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), iktidar ve sermaye çevreleri tarafından “gençlerin meslek edinmesi”, “istihdama hızlı geçiş”, “ara eleman açığının kapatılması” gibi söylemlerle pazarlanıyor. Ancak sahadaki gerçeklik ve İSİG Meclisi’nin verileri başka bir tabloyu ortaya koyuyor: MESEM, çocuk ve genç emeğinin düşük maliyetli, güvencesiz ve denetimsiz biçimde üretime dahil edilmesinin kurumsal aracıdır.

Eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi olan yapı, 9 Aralık 2016’da alınan kararla örgün eğitime dahil edildi. 2016 ve 2021 yıllarında 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan değişikliklerle MESEM’lerin yaygınlaştırılmasının önü açılarak öğrencilerin haftanın dört gününü özel işletmelerde geçirdiği bir model hayata geçirildi. “Eğitim-istihdam entegrasyonu” adı altında sunulan bu sistem, 2018 sonrası derinleşen ekonomik kriz koşullarında sermayenin ucuz işgücü talebini karşılamaya dönük bir kriz yönetim mekanizmasına dönüştü. Eğitim, üretime tabi kılındı; okul, işyerinin uzantısına çevrildi.

Kamunun Kaynaklarıyla Halkın Çocuklarını Sömürme Mekanizması

Türkiye’de genç işsizlik oranı uzun yıllardır yetişkin işsizliğinin üzerinde seyrediyor. İş bulma kanalları daralan gençlere “okurken kazanma” vaadiyle sunulan MESEM modeli, gerçekte yedek işgücü ordusunun genişletilmesi anlamına geliyor.

Bu modelde öğrenci-işçiler asgari ücretin dörtte biri ile yarısı arasında değişen ücretler alıyor. MESEM’lilerin ve sigorta primleri ise işveren tarafından değil, İşsizlik Fonu üzerinden karşılanıyor. Yani kamusal kaynaklar, özel işletmelere işgücü sübvansiyonu olarak aktarılıyor. İşveren için neredeyse maliyetsiz olan bu sistem, çocuk emeğini yasal bir kılıf altında üretime sürerken, sömürünün bedelini toplumun tamamına ödettiriyor.

Bu açıdan MESEM, devlet destekli bir ücret sübvansiyon programı değil; kamunun kaynaklarıyla sermayeye ucuz emek transferi mekanizmasıdır.

Emek Rejimi ve Sınıfsal Yeniden Üretim

MESEM, 1970’lerden beri var olan çıraklık sisteminin neoliberal dönemde yeniden yapılandırılmış biçimidir. Ancak burada mesele yalnızca mesleki eğitim değildir. Bu sistem, yoksul ailelerin çocuklarını erken yaşta ücretli emek ilişkisine dahil eden sınıfsal bir yeniden üretim politikasıdır.

Eğitim, eşitlik sağlayan bir kamusal hak olmaktan çıkarılmakta; piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir işgücü yetiştirme hattına indirgenmektedir. Ekonomik baskı altındaki ailelerin çocukları için eğitim bir toplumsal mobilite kanalı olmaktan çıkıp, erken yaşta gelir elde etme zorunluluğuna dönüşmektedir.

Bu durum, sınıfsal eşitsizliği azaltmak yerine kalıcılaştırır. Çocuklar arasındaki fark, eğitimde değil; üretimde konumlanış biçimleri üzerinden belirlenmeye başlar.

AKP hükümetinin “çocuk işçiliği bitirme” söylemine rağmen, MESEM çocuk işçiliğini ortadan kaldırmak yerine onu yasal ve kurumsal bir çerçeveye taşımakta, normalleştirmekte ve kitleselleştirmektedir. Kayıt dışı alandaki çocuk emeği, devlet eliyle meşrulaştırılmış bir üretim gücüne dönüştürülmektedir.

Çocuk İşçilik ve İş Cinayetleri Rejiminde MESEM

MESEM’liler üretime doğrudan katılmalarına rağmen hukuken “işçi” değil, “öğrenci/çırak” statüsündedir. Bu statü, İş Kanunu’nun sağladığı temel koruma mekanizmalarını devre dışı bırakır: kıdem ve ihbar tazminatı hakkı, fazla mesai güvencesi, feshe karşı koruma yoktur. Sendikalaşma pratiği fiilen yoktur. Hak arama kanalları kapalıdır. Bu hukuki belirsizlik, sömürünün görünmezleşmesini ve normalleşmesini sağlar.

Dahası, bir iş kazası ya da iş cinayeti yaşandığında sorumluluğun kimde olduğu belirsizdir: işveren mi, işletme mi, okul mu, MEB mi? Bu muğlaklık hem hukuki hem fiili sorumluluğu dağıtarak hesap verilebilirliği zayıflatır.

İSİG Meclisi 18 yaş altındaki ücretli ya da ücretsiz çalışan herkesi “çocuk işçi” olarak tanımlar. MESEM kapsamında çocukların metal, inşaat, gıda, tekstil gibi ağır ve tehlikeli işlerde çalışması mümkündür. Haftanın dört günü, kimi zaman 12 saate varan mesailerle, koruyucu ekipman ve yeterli eğitim olmadan üretime katılmaktadırlar.

2025 yılında 6 MESEM’li öğrencinin çalışırken hayatını kaybetmesi, bu sistemin yalnızca bir eğitim modeli değil, ölüm riski barındıran bir emek rejimi olduğunu göstermektedir. Aynı yıl gerçekleşen 94 çocuk iş cinayeti içinde sayı olarak büyük bir pay oluşturmasa da MESEM’in kurumsallaşması ve yaygınlaşmasının, çocuk emeğinin sanayide daha yoğun ve daha tehlikeli biçimlerde konumlanacağını göstermektedir. Kent merkezli işkollarında çocuk iş cinayetlerindeki buradan da okunmalıdır.

Neoliberal-Otoriter Emek Rejiminin Gençlik Politikası

Bu tablo, MESEM’in özellikle şehirlerde en kötü çalışma biçimlerinden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır. MESEM, neoliberal-otoriter emek rejiminin kriz dönemlerinde devreye soktuğu bir genç işçileştirme politikasıdır. İşsizliği istatistiksel olarak düşüren, sermayenin maliyetini azaltan ve çocuk emeğini disipline eden bir araç olarak işlev görmektedir.

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 2 milyon çocuk “mesleki eğitim” adı altında bu işçileştirme sürecinin içindedir. 2024-2025 eğitim öğretim yılında yalnızca 15–18 yaş grubunda MESEM’e devam eden öğrenci sayısı 400-500 bin civarı değişmektedir. Bu tablo, yalnızca bir eğitim politikası meselesi değildir. Bu, emek rejiminin genç kuşaklar üzerinden yeniden kurulmasıdır.

Aktif bir toplumsal muhalefet ve mücadele hattı geliştirilmezse, MESEM daha da kitleselleşecek; çocuk emeği daha fazla normalleşecek ve kamusal eğitim alanı bütünüyle piyasanın ihtiyaçlarına tabi kılınacaktır. MESEM’e karşı geliştirilecek her itiraz, aynı zamanda çocuk emeğinin kurumsallaştırılmasına ve neoliberal-otoriter yeniden yapılanmaya karşı bir hak mücadelesidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.