/ Manşet / Barış istemenin savunması olmaz!

Barış istemenin savunması olmaz!

2016-2018 TTB Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması dolayısıyla “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlarından yargılandıkları davanın ilk duruşması 27 Aralık 2018 günü gerçekleştirildi. Davaya 20 Mart 2019 tarihinde devam edilecek.

Tıp Dünyası – ANKARA

Türk Tabipleri Birliği (TTB) geçen dönem Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklama dolayısıyla, Türk Ceza Yasası’nın “terör örgütü propagandası yapmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlarından yargılandıkları davanın ilk duruşması 27 Aralık 2018 günü, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirildi. Dava, 20 Mart 2019 Çarşamba günü saat 09.00’a ertelendi.

27 Aralık günü saat 09.00’da Ankara Adliyesi önünde biraraya gelen TTB’nin bu dönem ve geçen dönem Merkez Konseyi üyelerine, tabip odalarından temsilciler, sendikalar, emek ve meslek örgütleri ile siyasi partilerin temsilcileri, baro başkanları, çok sayıda milletvekili ve çok sayıda hekim destek verdi.

Duruşma saat 09.45’de kimlik tespiti ile başladı. Kimlik tespitinin yapılmasının ardından, TTB geçen dönem Merkez Konseyi üyelerinin beyanlarına geçildi. Beyanlarda; bir hekim meslek örgütü tarafından yapılan “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklamasının neden suç oluşturmayacağı, evrensel ve bilimsel değerler ve bilgiler ışığında, hekimlik meslek ilkeleri doğrultusunda, hukukun temel ilkelerine dayanarak, tarihsel örnekleriyle ve hukukî kanıtlarıyla birlikte ayrıntılarıyla aktarıldı. İddianamenin özensiz hazırlandığı, çelişkilerle dolu olduğu ve gerçeklerin çarpıtıldığına dikkat çekilen beyanlarda, yöneltilen suçlamaların tamamı reddedildi.

TTB, evrensel hekimlik ilkeleri ile verilmiş görevini yerine getirdi

İlk olarak söz alan TTB geçen dönem Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, TTB’nin kurulduğu günden bu yana savaşların karşısında ve barıştan yana olduğunu belirterek, TTB’de bugüne kadar bu konuda yapılmış çalışmalardan, eski TTB başkanlarının bu yönde yaptığı açıklamalarından ve sözlerinden örnekler verdi. Evrensel insan hakları ve hekimlik belgelerine uygun faaliyetlerin TTB’nin amaçları içinde olmasının tartışmasız olduğunu belirten Tükel, TTB’nin evrensel hekimlik ilkelerine sahip çıkmasının toplum sağlığının teminatlarından olduğunu kaydetti. Tükel, “Bu bakımdan meslek örgütümüzün öteden beri savunduğu sağlıklı olma hakkının korunması ve sağlık sorunlarının önlenmesine ilişkin açıklama yapması, yasa ve evrensel hekimlik ilkeleri ve bildirgeleri ile verilmiş olan görevin yerine getirilmesi niteliğindedir” diye konuştu.

Hekimlerin en temel görevinin sağlıklı bir yaşam hakkını savunmak olduğunu vurgulayan Tükel, savaş ve çatışmaların nedeni olabilecek etmenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik çabaların da bu kapsamda yer aldığını kaydetti. Tükel, “Bu çerçevede ele alınması gereken “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklamamız, yalnızca belirli bir zaman ve yerdeki değil, bütün çatışma ortamlarının halk sağlığına olumsuz etkilerine dikkat çeken akademik çalışmalar ile de kanıtları ortaya konmuş evrensel bir bilgiyi içermektedir” dedi.

2 kere 2 kadar nettir: Savaş bir halk sağlığı sorunudur

Altmışaltı yaşında bir hekim olduğunu belirterek sözlerine başlayan Prof. Dr. Taner Gören, bugüne kadar yüzlerce tıp fakültesi öğrencisinin, onlarca asistanın yetişmesine katkısı olduğunu, evrensel tıp diline katkıları olduğunu, halen hekimlik mesleğini sürdürdüğünü söyledi. Savaşın getireceği halk sağlığı sorunlarına ilişkin olarak, hekimlerin savaş kararı alanlara uyarıda bulunma görevi bulunduğunu belirten Gören, son derece naif bu açıklamanın suç görüldüğünü, evlerinin basıldığını ve fakültesindeki odasından, “gerek yok” demesine karşın, ellerine kelepçe takılarak çıkarıldığını anlattı.

Mahkemeye, 1. ve 2. Dünya Savaşlarında yaşanan kayıplara ve Suriye’de yaklaşık 7 yıldır süren savaşın etkilerine dair çarpıcı veriler ve anekdotlar sunan Gören, savaşların yol açtığı yıkımların onarılmasının yıllar sürdüğüne dikkat çekti. “Bu açıklama, çözümü silahta, savaşta arayan herkes için yapılmıştır. Çeşitli aşamalarla devam eden savaşın son bulmasını sağlamak, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu yöneticilere hatırlatmak kaygısından başka bir amacımızın olduğu akla bile getirilemez. Bu metinden suç üretilmesinin evrensel hukuk anlayışıyla açıklanması mümkün değildir” diye konuştu.

Doğu Karadenizli olan ve TTB’de katıldığı toplantılarda, derslerinde sıkça Karadeniz fıkraları anlatan Prof. Dr. Taner Gören, mahkeme heyetine de bir fıkra anlattı:

“Temel ‘İki kere iki kaç eder?’ sorusuna ‘sekiz’ yanıtını verdiği için üzgün olan arkadaşı İdris’i teselli etmektedir: Hiç iki kere iki sekiz eder mi da? Dort eder, bilemedun, beş eder!”

“Savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu, iki kere iki sorusunun yanıtı kadar kesindir” diyen Gören, suçu kabul etmediğini ve derhal beraat talep ettiğini belirterek konuşmasını tamamladı.

Savaşın yarattığı acıları en iyi hekimler bilir

Geçen dönem TTB Genel Sekreteri olan Dr. Sezai Berber de, sözlerine psikiyatri uzmanı olduğunu ve özellikle çalıştığı konular arasında “travma sonrası stres bozukluğu”, “intihar”, “ölmekte olan hasta” gibi başlıklar yer aldığını söyleyerek başladı. Savaş, çatışma ortamı, intihar, kanser, terminal dönem hastaları ile ve yakınlarıyla hekim olarak ilgilendiğini belirten Berber, bu insanların acılarını yakından bilen bir hekim olduğunu kaydetti. Berber, “Ben bir hekimim, hayatımın önemli kısmı hekimliğin evrensel değerlerini yaymak, korumak ve öğretmek için çaba göstermekle geçti. Hiçbir zaman şiddet, nefret ve kin söylemim olmadı. Şimdi de şiddet, nefret ve kin söylemine karşı çıktığım için buradayım” diye konuştu.

Şiddetin her türüne karşıyız

Prof. Dr. Funda Barlık Obuz, TTB Merkez Konseyi olarak, herhangi bir terör örgütünün propagandasını yapmadıklarını ve şiddetin her türüne karşı olduklarını belirterek, “Yöneltilen suçlamayı kabul etmiyorum” diye konuştu. “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” suçlamasını da aynı şekilde reddeden Obuz, “Bizler ancak toplumun barış içinde iyiliğini isteyebiliriz” dedi.

Yaşamdan, yaşatmaktan taraf olan hekimlerin, sağlıklı yaşam koşullarını bozacak her türlü duruma karşı çıktığını, bu koşulların değiştirilmesi, düzeltilmesi için çaba harcadığını kaydeden Obuz, “Hazırlanan iddianameye konu olan açıklamalarımız da bu düşüncelerimizin bir yansımasıdır. Ülkemizde, bölgemizde ve tüm dünyada savaşların, çatışmaların olmaması, çocukların ölmemesi, sağlıklı olarak büyüyebilmesi en büyük dileğimizdir” diyerek sözlerini tamamladı.

Nezaket ve hürmetten yoksun bir yaklaşım sergilendi

Dr. Şeyhmus Gökalp, TTB Merkez Konseyi üyeleri olarak mesleki değerleri ile deneyimleri çerçevesinde ve tababetin ulaştığı hakikatlere sadakatle “Savaş bir halk sağlığı sorunudur!” açıklamasını yaptıktan sonra, kendilerine karşı nezaket ve hürmetten yoksun bir yaklaşım sergilendiğini, çeşitli baskılara maruz kaldıklarını, çok sayıda hakaret ve ciddi tehdit içerikli mesajlar aldıklarını söyledi. Çok geçmeden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığını basın üzerinden öğrendiklerini belirten Gökalp, avukatlarının ilgili Savcılığa giderek, Merkez Konseyi üyelerinin istendiği zaman ifade vermeye, bilgi ve belge sunmaya hazır olduklarını belirtmelerine karşın, hemen ardından, eş zamanlı olarak, sabah saatlerinde evlerinin basıldığını ve apar topar gözaltına alındıklarını anlattı. Kurulduğu 1953 yılından itibaren Türk Tabipleri Birliği’nin onbir Merkez Konseyi üyesinin eş zamanlı gözaltına alınmasının ilk olduğuna dikkat çeken Gökalp, “Gözaltına alındığımız sabah, Birliğimizin kapısı da Savcılığın talimatıyla çilingirle açıldı. Bu da bir ilkti” diye konuştu.

Gökalp, evinden alındıktan sonra, henüz yoldayken, daha Diyarbakır Emniyetine bile gelmeden, “masumiyet karinesinin” çiğnendiğini, 7 yıl boyunca maddi ve manevi olarak fedakârlık içinde hekimlik yaptığım Merkez Bankası’nın Diyarbakır Şubesi’ndeki işinden tek taraflı sözleşme feshiyle çıkarıldığını anlattı. Gökalp, “Biz hakikati görmezden gelemeyiz. Gördüğümüz hakikati de ifade etmekten çekinmeyiz. Dolayısıyla “savaş bir halk sağlığı sorunudur” başlıklı açıklamamız bütün yorum ve çekiştirmelerden uzak, aleni ve anlaşılır bir şekilde ortadadır. Hekimliğin en kadim değeri olan “insan yaşamını koruma” düşüncesi , “barışçıl bir çevrede yaşama hakkı” talebi ve silahlı çatışma ortamlarında hekimlerin evrensel olarak tutumunu kapsamaktadır” diye konuştu.

Barış istemenin savunması olmaz!

Dr. Ayfer Horasan, savaşın doğa ve insan yaşamında yarattığı yıkımların ne olduğu ve hekimler olarak niçin barış talebinde bulunduklarının bir savunusu olamayacağını ve olmaması gerektiğini söyledi. Hukuk sisteminde savunma kavramının önemli bir karşılığı olduğunu belirten Horasan, hangi suçlamaya karşı savunma yapılacağının, bu kavramı kendi içinde hiçleştirirdiğini ya da herşeyleştirdiğini kaydetti. Horasan, “Mevcut durumda, ‘savaşın bir halk sağlığı sorunu’ olduğundan suç üretilerek, savunmamızın istenmesi ve yargılanıyor olmamız, en basit tabir ile adalete ve devamında evrensel hukuk değerlerine terstir. Benim açımdan da halihazırda hakikat ötesi bir kurguyla düzenlenmiş bu iddianamedeki suçlamaya dönük, bir savunma pozisyonuna girmek de hakikatin kendisine ihanet olacaktır. Dolayısıyla sözlerimi hakikate ve irademize sahip çıkmak adına söyleyeceğim” diye konuştu. Horasan, her koşulda yaşamı ve yaşam hakkını savunmaya devam edeceklerini söyledi.

TTB hiçbir kurumdan talimat almaz!

Dr. Bülent Nazım Yılmaz, polis tutanaklarından, fezlekeye ve iddianameye kadar karşımıza çıkarılan dosyanın ne yazık ki gerçekleri yansıtmadığını ve özenden yoksun hazırlandığını söyledi. İddianame ile yöneltilen suçlamaların neden asılsız olduğunu yakın tarihte TTB’nin müdahale ettiği toplumsal olaylardan örnekler vererek anlatan Yılmaz, TTB’nin olağandışı durumlarda; 1999 Marmara ve Bolu depremlerinde, 2011’de Van-Erciş depreminde, işçi cinayetlerinde; 3 Mart 1992’de Zonguldak Kozlu’da, 13 Mayıs 2014’te Soma’da meydana gelen maden facialarında ve halk sağlığını ilgilendiren bunlara benzer sayısız olayda hızla olay yerlerine giderek sağlık hizmetlerinin sunulma süreçlerine müdahil olduğunu aktardı.

TTB 12 Eylül’den bu yana dozu giderek artan, ancak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu dönemde zirveye ulaşan ve yaşama geçen özelleştirmeci, bilimsellikten giderek uzaklaşan sağlık politikalarına karşı eleştirel yaklaştığını ve bütün toplumu kapsayan kamusal bir sağlık sisteminin hayata geçirilmesi için büyük çaba gösterdiğini vurgulayan Yılmaz, burada temel bakış açısının halkın sağlık ve yaşam hakkı, toplumcu ve bilimsel bir sağlık sisteminin oluşturulması için mücadele etmek, hekimlik ve insanlık değerlerini zedeleyecek uygulamalardan uzak durmak olduğunu söyledi. Yılmaz, TTB’nin bu anlayışla faaliyet yürütürken iktidarların, sağlık alanındaki özelleştirme taraftarlarının, geleneksel ve alternatif sağlık adı altında halkın sağlığını istismar edenlerin ve bu alanda halkı sömürenlerin hedefi olduğunu, ancak tüm baskılara karşın, toplum yararına olan koruyucu sağlık, aşı, işçi sağlığı, kadın ve bebek sağlığı, modern ve toplumcu tıp, sağlıkta eşitlik, ulaşılabilirlik, nitelikli parasız sağlık önerilerinden ve taleplerinden vazgeçmediğini kaydetti.

İddianamede birçok kez TTB’nin bazı örgüt ve siyasal partilerle ilişkilendirilmeye çalışıldığını ve onlardan talimat aldığının ifade edildiğini belirten Yılmaz, “Türk Tabipleri Birliği hiçbir siyasal kalıba sokulamayacak ve hiçbir kurumdan talimat alması söz konusu olamayacak bir örgüttür. TTB Merkez Konsey’ini oluşturan ekibin de en önemli özelliği bağımsızlığa ve özgürlüklerine tutkunluklarıdır. Unutmayın ki bu ekibin içerisinde Türkiye akademisinin çok başarılı akademisyenleri ve hekimleri bulunmaktadır. Öte yandan 1928’den itibaren Etıbba Odaları adıyla, 1953 yılından bu yana ise Türk Tabipleri Birliği olarak hekimlere ve topluma karşı sorumluluğunu yerine getiren TTB’nin siyasi partilerin hepsinden köklü ve eski olduğu unutulmamalıdır” diye konuştu.

TTB’nin tutumu evrensel olarak kabul gören bir tutumdur

Dr. Hande Arpat da, Birleşmiş Milletler’in “Barışa Giden Yol: Şiddet ve Çatışmaları Önlemek İçin Yapıcı Yaklaşımlar” metninde, “Çatışma ve savaşları önlemek üzere çaba gösteren ulusal sözcüler ve/veya yerel sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığı kritiktir” ifadelerinin yer aldığını hatırlatarak, “Bu bağlamda meslek örgütümüz Türk Tabipleri Birliği’nin dünyadaki tüm çatışma ortamlarının karşısında yer alması ve bağımsız bir şekilde sağlık ve insan hakları penceresinden kendi sözünü söylemesi evrensel bağlamda kabul gören bir tutum olup, ülkemizin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler tarafından açıkça desteklenmektedir” diye konuştu.

Dünyadaki tüm şiddet ve çatışma ortamları ve göçlerin, en çok kadınları ve kız çocuklarını etkilediğini, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin can alıcı biçimde artış gösterdiğini, çatışmalar dindikten sonra dahi, gerçek bir toplumsal barış ortamı inşa edilene kadar geçen ara dönemde bile kadınlar ve kız çocuklarının ciddi anlamda zarar görmeye devam ettiklerine dikkat çeken Arpat, “Önce bir kadın, sonra yıllardır göçmen sağlığı alanında hizmet veren bir hekim olarak, en çok da kadınlar ve çocukların iyilik halini gözeterek, dünyadaki tüm çatışmaların karşısında olmam kadar doğal bir durum olamaz” diye konuştu.

Ne TTB illegal bir örgüt, ne de bizlerden illegal birer örgüt destekçisi çıkarılabilir!

Ahlâk felsefesinin kurucusu kabul edilen ünlü filozof Sokrates’ın, M.Ö. 399 yılında ölüm cezasına çarptırıldığı mahkemede yaptığı tarihi savunmadan cümlelerle konuşmasına başlayan Ulutaş, ünlü filozofun “Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, lütfen tarzıma aldırmayın, iyi olabilir ya da olmayabilir; ama yalnızca sözlerimin haklı olup olmadığını düşünün ve yalnızca bunu dikkate alın. Çünkü yargıcın erdemi budur, tıpkı konuşmacının erdeminin gerçeği söylemek olduğu gibi…” ifadelerini aktardı.

Kendisine ve TTB’ye yöneltilen çeşitli terör örgütlerinin eylemlerini meşrulaştırma çabasında olunduğu iddialarını reddeden Ulutaş, “Şili’de cuntacılar tarafından katledilen meslektaşımız Dr. Salvador Allende; “Tarih bizden yana ve tarihi haklılar yazar” demişti. Evet, tarih bugün de bizden yana. Dolayısıyla, ne TTB’den illegal bir örgüt ne de bizlerden birer illegal örgüt destekçisi çıkarılabilir” diye konuştu.

Savaşa karşıyım, barıştan ve barış istemekten vazgeçmeyeceğim

Dr. Selma Güngör de, hekimlerin savaşların farklı yönlerini bildiğini, savaşlarda insanların kullandıkları mermi, bomba, füze, kimyasal silahlar, nükleer silahlarla birbirini nasıl öldürdüklerini ve nasıl akıl almaz yaralar açtıklarını hekimlerin bildiğini anlattı. Hekimlerin, iyileştirdikleri yaralıların ölmek öldürmek üzere tekrar savaşa gittiğini gördüklerini, yaşam alanlarını hedef alan çatışmalarda çocuk, yaşlı, hasta, engelli ve kadınların yalnızca öldürülmesi ya da yaralanması değil, yaşamın sürmesini sağlayacak olanakların, sağlık hizmetlerinin sunulacağı altyapının tahrip edildiğine tanıklık ettiklerini belirten Güngör, şunları söyledi:

“ ‘Tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma’ diyerek ettiğimiz yemin doğrultusunda tıbbi bilgimizi paylaştık: Savaş bir halk sağlığı sorunudur. Savaş önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Sorunların tarafların birbirinin varlığını kabul etmesi, sorunları anlaması, birbirini anlamaya çalışması karşılıklı diyalog ve eşitlik ve saygıyla ele alınmasıyla çözüldüğünü ve çözülebileceğini biliyoruz. Savaşın ne olduğunu bilen, barış içinde yaşamanın bir hak olduğunu bilen, sorunların her zaman barışçıl yöntemlerle çözülebileceğini bilen bir mesleğin üyesi olarak savaşa karşıyım ve barıştan ve barış istemekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim.”

Hekimlik değerleri temelinde, yaşam hakkını savunmaktan başka bir şey yapmadık

Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı ve el cerrahıyım olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Adıyaman, 35 yıllık bir hekim olarak bütün çabasının insanların daha sağlıklı ve sakatlık gelişmeden yaşayabilmeleri olduğunu söyledi. Adıyaman, “Ben bütün hayatımı bu çabayla sürdürürken şimdi terör, kin, nefret sözcüklerini içeren suçlamalarla burada olmayı anlayamıyorum” dedi.
Türk Tabipleri Birliği’nin, görüşlerini oluştururken ve ifade ederken ancak ve sadece ortak payda olan hekimlik değerlerine dayandığını vurgulayan Adıyaman, Türk Tabipleri Birliği’nin söz ve tutumlarının zaman zaman iktidarları rahatsız ettiğini, hakkında kovuşturmalar da yapıldığını belirterek, “Ancak hakkında davalar açmasına sebep olan idam cezasına karşı çıkmak veya halkın sağlığını korumaya çalışmak gibi tutumlardan vazgeçmek hekimlik değerlerinden vazgeçmek olur; değerlerinden kopartılan bir hekimlik pratiğinin nelere mâl olduğunu tarih bize İkinci Dünya Savaşı dönemindeki uygulamalarla en dramatik biçimde göstermiştir” diye konuştu.

Adıyaman şunları söyledi:

“Türk Tabipleri Birliği görevlerini yaparken hiç kimseden talimat almaz, almamıştır. Savunduğu değerlerle buluşan herkesle birlikte hareket edebilir, ancak hiç kimsenin, kurumun, yapının uydusu veya arka bahçesi değildir. Ne yapmışsa öyle düşündüğü için yapmıştır. Ne birileri istedi diye bildiğimizden başkasını yaparız, ne birileri istemedi diye bildiğimizi söylemekten geri dururuz.”

Avukat sunumları

TTB avukatları Ziynet Özçelik ve Mustafa Güler de, suçlamaların tamamını reddederek, tüm eski TTB Merkez Konseyi üyelerinin beraatini talep ettiler.

Av. Ziynet Özçelik, Emniyet ve polis tarafından ceza yargılaması ilkelerine aykırı bir soruşturma yürütüldüğünü, gerçek dışı kurguların ve düşüncelerin birbiriyle eşleştirilerek bir suç ve suçlu görüntüsü oluşturulmaya çalışıldığını, iddianamenin de bu subjektif, gerçek dışı ve ötekileştirici kurguya dayanarak hazırlandığının görüldüğünü söyledi. Özçelik, mahkemenin gereken hukuki karşılığı vererek, iddianameyi elinin tersiyle geldiği yere göndermesini ve aklanma kararının ivedilikle verilmesini talep etti.

Av. Mustafa Güler de, söz konusu açıklamadan sonra aslında herhangi bir soruşturma başlatılmamışken, Cumhurbaşkanı’nın talimatından sonra Savcılığın harekete geçtiğini, eylemin değil kanaatin yargılanmak istendiğini söyledi. Suçlama konusunun tamamının ifade özgürlüğü ve onun sınırları içinde yer aldığını belirten Güler, mahkeme heyetinin dayanması gereken tek şeyin yasallık olması gerektiğini ve kararın buna göre verilmesi gerektiğini kaydetti.

Baro Başkanlarından destek

Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan, İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, Adana Barosu Başkanı Av. Veli Küçük, Mersin Barosu Başkanı Av. Bilgin Yeşilboğaz, Hatay Barosu Başkanı Av. Polat Balkan, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Tevfik Karahan da TTB’ye destek amacıyla müdafi heyetinde yer aldı.

Baro Başkanları, savunulan değerlerin yaşam, barış, adalet, demokrasi, eşitlik, özgür ve süreklilik arz eden barışçıl yaşam olduğunu vurgulayarak, bu açıklamadan dolayı kişilerin terör örgütlerini meşrulaştırmaya çalıştığı sonucuna varmanın, hukuk devleti niteliklerine uygun düşmediğini, hiçbir vatandaşın hukuki güvenliğinin bulunmadığının açık ilanı anlamına geldiğini ve farklı seslere verilen gözdağı niteliğinde olduğunu ifade ettiler.

TTB’nin yasayla belirlenmiş temel görevleri arasında “halkın sağlığını koruma görevinin” de bulunduğuna işaret eden Baro Başkanları, sağlıklı yaşam hakkını savunmanın en temel evrensel hekimlik ilkelerinden olduğunu vurgulayarak, söz konusu açıklamanın ifade özgürlüğü kapsamında ve söz konusu bu görev ve ilkeler doğrultusunda olduğunu belirterek, yargılanan tüm hekimlerin ivedilikle beraat etmesini talep ettiler.

0 YORUM YAZ

Mesajınızı giriniz...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güvenlik Kodu * Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.